YORUM | Türk Yargısında Radikalizm ve Nurettin Yıldız Sempatizanları

0

 

Hollanda’da yayın yapan NRC gazetesi Hollandalı gençlerin siyasal islamcı Milli Görüş Teşkilatı tarafından Türkiye’ye götürülerek, radikal görüşlere sahip vaizler tarafından eğitildiğini yazdı. Gazetenin iddiasına göre, bu kamplardan birisi, Nurettin Yıldız’a ait Sosyal Doku Vakfı’nın İstanbul’daki şubesi.

NRC haberinde, Nurettin Yıldız’ın, cihatçı silahlı grup Ahrar el-Şam ile bağları olduğunu iddia ederek, Suriye’deki El Kaide lideri Abdullah Al Muhaysini için “bütün Müslümanların desteğini hak ettiğini” söylediğini yazdı. (1)

Yıldız, 6 yaşındaki kız çocuğuyla evlenilebileceği, kadınların dövülebileceği, müslümanın cihattan soğursa kaybedeceği ve demokrasinin kafir işi olduğu gibi radikal/sapkın görüşlerini kamuoyuna açıkça söylemekten çekinmiyor. (2)

Nurettin Yıldız’ın özellikle Türk yargısı içinde son dönemde oldukça artan etkisi göz önüne alındığında, haberdeki iddialar daha da önemli hale geliyor. Yıldız’ın yargı içinde oldukça kritik konumda çok sayıda sempatizanı bulunuyor.

Örneğin, Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve OHAL Komisyonu eski başkanı Selahaddin Menteş, IŞİD mantalitesine sahip Yıldız’ın sempatizanlarından birisi. Yargı bürokrasisinin tepe noktasında yer alan Menteş, Twitter hesabında çok sayıda Nurettin Yıldız ve başkanı olduğu Sosyal Doku Vakfı’na dair paylaşımlarda bulunmasıyla tanınıyor. (3)

Yıldız’ın hukukla ilgili herhangi bir eğitimi bulunmamasına rağmen öncülüğünü yaptığı Hukuk ve Medeniyet Derneği’nin 2016 yılında gerçekleştirdiği “Hukuk Öğrencileri Türkiye Buluşması” isimli etkinliğe Selahaddin Menteş, İstanbul Başsavcı Vekili Fuzuli Aydoğdu, Yargıtay Üyeleri Yusuf Kuzu, Mustafa Çavuş ile birlikte birçok hakim ve savcı katıldı. Etkinlikte Yıldız konuşma da yaptı.

Aynı derneğin 2017 yılında gerçekleştirdiği “Hukuk Öğrencileri Dünya Buluşması” isimli etkinliğe ise İstanbul Anadolu Başsavcısı İsmail Uçar, HSK Genel Sekreter Yardımcısı Ali Erdem, HSK Üyesi Cafer Ergen, Yargıtay Üyesi İslam Çiçek, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Celal Albay, Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Cengiz Öner, Antalya Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz ve birçok hakim ve savcı katıldı. (4)

Medyada Yıldız hakkında olumsuz haber çıktığında, mahkemeler tarafından habere derhal erişim engeli getirilmesi Yıldız’ın yargıdaki gücünün bir diğer göstergesi. Prof. Yaman Akdeniz sosyal medya hesabından durumu şu şekilde takipçilerine duyurdu: “Nurettin Yıldız Sansür Hocası oldu. Bu sefer @barisyarkadas’ın Kasım ayı “sansür raporu” açıklamaları ile ilgili @cumhuriyetgzt haberine erişim engellettirmiş”, “Nurettin Yıldız, @odatv’nin kendisi ile ilgili tüm haberlerine erişimi engellettiriyor. Talepleri İstanbul’daki Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından basma kalıp gerekçelerle derhal kabul ediliyor.” (5)

Odatv, mahkemelerin Yıldız’dan gelen talepleri hiç bekletmeden işleme alıp, Yıldız’ın haberini yapan sitelere erişim engeli getirdiğini belirterek duruma tepki gösterdi ve “yargıda Yıldız’ın destekçisi olan kaç hakim, kaç savcı var? Neden Yıldız için mahkemeler adeta “seferber” oluyor?” sorularını sordu. (6)

Nurettin Yıldız ve takipçisi olan hakim savcılar, büyük tasfiye sonrası, Türk yargısının içler acısı halini resmediyor.

Kaynaklar:
1. https://www.nrc.nl/nieuws/2018/08/17/jongerenreis-naar-radicale-prediker-a1613504 http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber/dunya/1059365/Hollanda_da_yayimlanan_NRC_gazetesi___Hollandali_gencler_Turkiye_de_radikal_vaizler_tarafindan_egitiliyor_.html

2. https://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/nurettin-yildizdan-kadini-dovebilirsin-vaazi-865340/

https://www.artigercek.com/6-yasinda-cocukla-evlenilir-diyen-ilahiyatcidan-asansorde-halvet-fetvasi

3. http://haber.sol.org.tr/toplum/nurettin-yildiz-hayrani-mustesar-215713

4. https://odatv.com/savcilarin-o-dernegin-toplantisinda-ne-isi-var-26031825.html

5. https://t.co/yIbggBiXxA https://t.co/aWIJBcaIhH
https://t.co/1uAT8olq0J

6. https://odatv.com/yoksa-bu-haber-de-kaldirilacak-mi-2401181200.html

OPINION | A typical example of the Party’s judiciary: Promotion to the membership of HSYK and Council of State from the ruling party seat (Muharrem Özkaya)

0

 

Muharrem Özkaya, the brother of Ali Özkaya who is AKP MP for Afyon and Erdogan’s lawyer was appointed as a member of HS(Y)K (High Council of Judges and Prosecutors) by Erdoğan in 2014.

Muharrem Özkaya was the Legal Advisor of the a trade union (Hizmet-İş ve Öz Orman-İş) bound to Hak-İş Confederation, which is known for its proximity to the Justice and Development Party (AKP). Furthermore, Muharrem Özkaya served as a member of the AKP Ankara Provincial Assembly. (1)

Özkaya, who served as a member of HS(Y)K until 2017, was appointed as a member of the Council of State (Supreme Administrative Court) by Erdoğan after the end of his term. In the period when Özkaya was a member, HS(Y)K was the target of both domestic and overseas reactions due to the fact that it dismissed approximately 5,000 judges and prosecutors, unlawfully, only according to the illegally recorded lists, without complying with the investigation procedures.
Özkaya’s recent social media shares gives some clues as to thoughts of this people who shaped the Turkish judiciary by dismissing thousands of judges and prosecutors and replacing them with new members of the judiciary.

With dismissals and new appointments it has been debated in the public for a long time that some sects such as Hakyol, Menzil ve İsmailağa had space in Turkish judiciary and the judges and prosecutors who belong to these sects have been assigned to important positions. (2)

The last tweets of Özkaya have brought these discussions a further point. Özkaya shared with praise an essay on tweeter entitled “Three Fateful Wars” written by Esad Coşan the leader of the congregation of Iskender Pasha, affiliated to the Naqshbandi cult, wich was published in the official website of the congregation of Iskender Pasha. He said “the owner of knowledge and wisdom, our master Professor Esad Coşan’s article which was published in the magazine “Islam” in June 1994 is being read again since last week with a different eye… we are in a very important war. Never despair.” (3)

Alican Uludag, author of Cumhuriyet newspaper reacted to Özkaya saying that Özkaya indicated his commitment to the leader of Iskender Pasha by saying “Our Master”. (4)

Another tweet of Özkaya, which has caused reactions in the social media is that the public prosecutor Yiğit Kaçar, who was dismissed by HSK, said in his tweet “The banks have lined up at my door. But I’m neither ashamed nor cared. Because there was not a single installment that I did not pay till this day on which I have been deprived of my job unfairly. So let them go and get the money from whoever stole my job, my salary. There is not a single penny you can get from me. (5) Özkaya shared a tweet in response to this tweet saying that:
“THERE ARE DOZENS OF PEOPLE WHO KNEW THAT YOU HAVE BEEN INVOLVED IN THE FETÖ TERROR ORGANIZATION FROM YOU WERE A STUDENT UNTIL YOU WERE A LAWYER.. SAY WHAT YOU WANT TO SAY WITHOUT HIDING YOU ARE A MEMBER OF FETÖ.

Özkaya, a justice of the high court of the new period, declares prosecutor Kaçar guilty in advance with a turkish which is too difficult to understand, only according to the illegally recorded lists without taking into account that; There is no conviction given by a court (presumption of innosence), there is no concrete evidence in the indictment, mr Kaçar’s case will be decided by Council of State which Mr. Özkaya is a member of.

An interesting development on this subject was that shortly after this tweet, the Council of State sent a notification to Mr. Kaçar former Prosecutor about his the ongoing case before the Council of State. Mr. Kaçar who finds the timing of the notifications interesting, expressed his reaction to the incident with his share saying that “Today HSK’s defense was notified to me for the case I filed in the Council of State two years ago regarding my dismissal from the profession. What great coincidence, isn’t it ? It comes right after the last tweets I shared?

Source:
Parti Yargısına Tipik Bir Örnek: AKP koltuğundan HSYK ve Danıştay üyeliğine terfi (Muharrem Özkaya)

OPINION | The Constitutional Court did not surprise again with its ruling in an individual application of a judge sleeping on the floor in front of the toilet in an overcrowded prison

 

The Constitutional Court have declared the individual application of a dismissed judge is inadmissible on the grounds that the application was manifestly ill-founded. The individual application had been lodged by a judge arrested over the allegation of having membership in terror organisation and claiming that the prohibition of ill-treatment was violated because he had been held in overcrowded prison.

The applicant stated in his application that he was obliged to sleep on shakedown in front of the toilet particularly due to an overcrowded prison conditions and insufficient belongings and living space for at least subsistence level of living did not exist, what’s worse, this situation had been continuing for a long time in prison.

According to the file contents, the applicant was arrested and put in prison on July 29, 2016 and held in overcrowded ward in question for over one year till October 9, 2017. The common living space of the prison cell of the applicant is 32 square meter, the sleeping part is 39 square meter and the air conditioning space is 33 square meter. Despite the prison cell has 16 bed capacity, 25 prisoner were held in this cell. 9 of them slept in this period on the floor rotatingly even some of whom in front of the toilet. According to prison size, the per capita living space is 4,25 square meter. In prison, there is one toilet, one bathroom and 16 cupboards.

In case of the applicant in question, the Court found that it was impossible to conclude that the fact of sleeping on shakedown but not on the bunk creates heavy physical and mental burden. The Court also ruled that the minimum tresholds were not exceeded, admitting that the effect of the absence of sufficent cupboard on applicant’s health was not so acute.

Only one of the justices of Court, on the otherside, stated in his dissenting vote that even though overcrowded prisons can be admitted reasonable for a period of time due to an unforeseen event, the fact that the applicant was forced into sleeping on a bed on the floor even in front of the toilet for over one year does not comply with human dignity and accordingly the state shoud have to take the measures in a reasonable period of time as a matter of its positive obligation and for this reason the current case of the applicant violated the article 17/3 of the Constitution (1).

Being charged with primarily protecting the human rights and freedoms, the Supreme Court earlier had kept its silence against the disregard of legal judge securities of its own two members who were detained on the wake of coup attempt under the pretext of involving the coup. Then a few time later, the court dismissed them unanimously even not granting them the right to defense or launching an investigation into them grounding on such a freak allegation of “social backround criter” whose quasi was lastly experienced in Hitler’s Germany (2).

In this individual application, as it was in the past cases, the Court disregarded the constitutionally guaranteed rights and also the international guarantees to which the Court is obliged to obey as a requirement of the Constitution.

This case does even not comply with the criter of minimum living space (for per capita in overcrowded prisons except the footprint of toilet and bathroom completely separated from the room) determined in the report called ‘The per capita living space in prisons’ which was published in 2015 by the Committee for the prevention of torture and inhuman or degrading treatment or punishment (CPT) (3).

Furthermore, the Minimum Prison Principles of United Nations and Europe with which Turkey also has to obey states that the situation of the prisoners who are already enserfed can not be tightened the noose as a result of the physical impossibilities. By the standards and acceptances in question, the ECHR ruled the violation of article 3 of European Convention on Human Rights (the prohibition of inhuman and degrading treatment) in case of Torreggiani and the others/Italy due to overcrowded prison conditions; in case of Varga and the others/Hungary on the grounds of holding the prisoners under unhygienic conditions due to overcrowded prisons; in case of Mursic/Croatia on the grounds of not having sufficient living space again due to overcrowded prisons (4).

Dismissing its own members from the profession against the laws in effect not taking their defences and even finding this practice acceptable under today’s conditions, the Court again did not surprise anyone by finding that leaving its colleagues no choice but sleep on the floor in front of the toilet for over one year in an overcrowded prison is compatible with the constitutional guarantees.

Source:
YORUM | Aşırı kalabalık koğuşta tuvalet önünde yerde yatan tutuklu hakimin bireysel başvurusunda Anayasa Mahkemesi yine şaşırtmadı

Parti Yargısına Tipik Bir Örnek: AKP koltuğundan HSYK ve Danıştay üyeliğine terfi (Muharrem Özkaya)

0

 

Erdoğan’ın avukatı ve AKP Afyon milletvekili Ali Özkaya’nın kardeşi olan (avukat) Muharrem Özkaya, 2014 yılında Erdoğan tarafından HS(Y)K üyesi olarak seçilmişti.

Muharrem Özkaya, AKP’ye yakınlığıyla bilinen Hak-İş Konfederasyonu’na bağlı Hizmet-İş ve Öz Orman-İş Sendikalarının Hukuk Müşavirliğini yapmıştı. Daha da ötesi, Muharrem Özkaya, Ankara İl Genel Meclisi’nin AKP’li üyelerinden biri olarak da görev yapmıştı. (1)

2017 yılına kadar HS(Y)K üyeliği görevine devam eden Özkaya, görev süresi sona erdikten sonra yine Erdoğan tarafından Danıştay üyeliğine seçildi. Özkaya’nın üyesi olduğu dönemde HS(Y)K, soruşturma usullerine uymaksızın, sadece fişleme listeleri ile hukuka aykırı bir şekilde yaklaşık 5.000 hakim ve savcıyı ihraç etmesi nedeniyle gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında tepkilerin hedefi olmuştu.

Özkaya’nın son dönemdeki sosyal medya paylaşımları, binlerce hakim ve savcıyı ihraç edip yerlerine yeni yargı mensupları alarak Türk yargısını şekillendiren kişilerin nasıl bir düşünce yapısına sahip oldukları yönünde birtakım ipuçları vermektedir.

İhraçlar ve yeni atamalarla birlikte Türk yargısında Hakyol, Menzil ve İsmailağa gibi tarikatların yargıda kadrolaştıkları, tarikatlara mensup hakim ve savcıların önemli görevlere atandıkları eleştirileri kamuoyunda uzun süredir tartışılıyordu. (2)

Özkaya’nın son twitleri bu tartışmaları biraz daha ileriye taşıdı. Özkaya, Nakşibendi tarikatına bağlı İskender Paşa cemaatinin resmi internet sitesinde yayınlanan cemaat lideri Esad Coşan’ın “Üç vahim savaş” başlıklı yazısını twit hesabından övgüyle paylaştı:
“İlim ve irfan sahibi Rahmetli Prof Dr. Esad Coşan Hocamızın Haziran 1994 tarihli İslam mecmuasındaki başmakalesi geçen haftadan bu tarafa ayrı bir gözle yeniden yeniden okunuyor… Çok mühim bir savaşın içerisindeyiz. Asla ümitsiz olmayınız.” (3)

Cumhuriyet gazetesi yazarı Alican Uludağ, Özkaya’nın “Hocamız” demek suretiyle İskender Paşa liderine bağlılığını gösterdiğini belirterek Özkaya’ya tepki gösterdi. (4)

Özkaya’nın sosyal medyada tepkilere neden olan bir diğer twiti ise, HSK tarafından ihraç edilen Cumhuriyet savcısı Yiğit Kaçar’ın “Bankalar kapımda sıraya geçmiş. Ama ne utanıyorum ne de umursuyorum. Çünkü bu güne kadar aksattığım tek bir taksitim olmamıştı. Ta ki mesleğim elimden haksız yere alınana kadar. Öyleyse mesleğimi, maaşımı kim çaldıysa gidip ondan alsınlar. Benden alabileceğiniz tek kuruşum yok.” (5) diyerek mağduriyetini dile getirdiği twitine cevap olarak yazdığı twit: “SEN OGRENCILIGUNDEN ….AVUKATLIGINA KADAR FETO ÖRGÜTÜNDE YER ALDIĞINI BILEN ONLARCA KIŞI VAR.. SEN BARI FETOCU OLDUĞUNU GIZLEMEDEN NE DIYECEKSEN YINE DE…”

Yeni dönemin yüksek yargıçlarından biri olan Özkaya, ihraç kararında kendisinin de imzasının olmasını, Savcı Kaçar hakkında henüz bir mahkumiyet kararı bulunmayışını (masumiyet karinesi), iddianamenin somut delil içermeyişini, Kaçar’ın ihraç kararının kendisinin de üyesi olduğu Danıştay tarafından görülen davalar arasında bulunduğunu umursamaksızın, anlaşılması zor bir Türkçe ile, Kaçar’ı yargılamaya gerek görmeksizin, fişleme niteliğindeki duyumlara istinaden peşinen suçlu ilan ediyor!

Bu konuda yaşanan ilginç bir gelişme de, Özkaya’nın bu twitinin hemen ardından eski savcı Kaçar’a Danıştay’da devam eden davasına dair Danıştay tarafından bir tebligat gönderilmesi. Tebligatın zamanlamasını manidar bulan Kaçar, “Meslekten çıkarılmama yönelik iki yıl önce Danıştay’a açtığım davada, bu gün HSK’nın savunması tebliğ edildi. Son attığım tweetlerin hemen ardından gelmesi ne büyük tesadüf öyle değil mi?” (6) şeklindeki paylaşımıyla olaya tepkisini dile getirdi.

Kaynaklar:

1. odatv.com

2. www.diken.com.tr

3. https://twitter.com/muharremozkya

4. https://twitter.com/alicanuludag

5. https://twitter.com/yigitkacar

6. https://twitter.com/yigitkacar

Arrested judge Gültekin İpteş was sentenced to 8 years and 9 months in prison on 9 Aug 2018.

Arrested judge Gültekin İpteş was sentenced to 8 years and 9 months in prison over the pretext of terrorism charges on 9 August 2018. Furthermore, court ruled continuation of his detention during appeal process.

Source:
memurlar.net

NEWS | Prosecutors seek 3 times life sentences for arrested judge Ayşe Neşe Gül, candidate member of Judicial Council, and her husband arrested prosecutor Cevat Gül on 6 Aug 2018

Arrested judge Ayşe Neşe Gül (former deputy president of dissolved Justice Academy and candidate member of Judicial Council) and her husband, arrested prosecutor Cevat Gül (former chief inspector and deputy director of Turkish prisons) are indicted up to 3 times life sentences in prison over the pretext of coup attempt and terrorism charges on 6 Aug 2018.

They have been accused of being members of terrorist organisation, keeping some books and articles of Fethullah Gulen, using ByLock application, misconducting in office to undermine Erdogan Government.

They have been kept in solitary confinement since July 2016 without seeing a judge although A. Neşe Gül was abroad on 15th July 2016 and then she came to Turkey to surrender.

Source:
www.trthaber.com

YORUM | Aşırı kalabalık koğuşta tuvalet önünde yerde yatan tutuklu hakimin bireysel başvurusunda Anayasa Mahkemesi yine şaşırtmadı

0

 

Anayasa Mahkemesi, geçtiğimiz günlerde terör örgütü üyeliği iddiasıyla tutuklanan eski bir hakimin, cezaevinde kalabalık koğuşta tutulması dolayısıyla kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla yaptığı başvuruyu, açıkça dayanaktan yoksun olması gerekçesiyle kabul edilemez buldu.

Başvurucu, özellikle aşırı kalabalık koğuş nedeniyle tuvalet önünde yer yatağında yatmak zorunda kaldığını yine asgari yaşam standardı için yeterli eşyanın ve yaşam alanının olmadığını ve bu durumun çok uzun bir süre devam ettiğini belirtmiştir.

Dosya içeriğine göre; başvurucu 29/07/2016 tarihinde tutuklanarak cezaevine girmiş ve 09/10/2017 tarihine kadar, 1 yıldan fazla bir süre boyunca, kalabalık olan söz konusu koğuşta kalmıştır. Başvurucunun kaldığı koğuşun ortak yaşam alanı 32 metrekare, yatakhane kısmı 39 metrekare ve havalandırma kısmı ise 33 metrekaredir. Koğuş kapasitesi ve yatak sayısı 16 olmasına rağmen koğuşta 25 kişi kalmaktadır. 9 kişi, bazıları tuvalet önünde olmak üzere yerde ve dönüşümlü olarak yatmaktadır. Koğuş mevcuduna göre kişi başına düşen toplam kullanım alanı 4,25 metrekaredir. Koğuşta bir adet tuvalet, bir adet banyo ve 16 adet dolap bulunmaktadır.

AYM söz konusu bireysel başvuru sonucunda, başvurucunun
zaman zaman yerdeki yatakta uyuyup ranzadaki yataklarda uyuyamamasının, başvurucunun üzerinde ağır bir bedensel ve ruhsal yük oluşturduğunun söylenemeyeceğini, odada yeterli eşya dolabının bulunmamasının başvurucunun sağlığı ve üzerinde yaratabileceği etkinin ağır olmadığını kabul ederek asgari eşik derecesinin aşılmadığı sonucuna varmıştır.

Söz konusu karara tek muhalif kalan heyet başkanı karşı oyunda ise ‘öngörülemez bir olay nedeniyle koğuşların kalabalıklaşması belirli süre makul kabul edilebilse de, başvurucunun bir yıldan fazla bir süre, dönüşümlü olarak tuvalet önünde yerde yatmak zorunda bırakılmasının insan haysiyetiyle bağdaşamayacağını, devletin pozitif yükümlülüğü gereği makul sürede gerekli tedbirleri almakla yükümlü olduğunu ve bu sebeple somut durumun Anayasanın 17/3 maddesini ihlal ettiğini’ belirtmiştir (1).

Anayasal düzeni, kişi hak ve hürriyetlerini birinci dereceden korumakla görevli olan yüksek mahkeme daha önce de, darbe girişimine iştirak bahanesiyle darbe sabahında gözaltına alınan kendi mahkeme üyelerinin hakimlik ve mahkeme üyeliği teminatlarının göz ardı edilmesine sessiz kalmıştı. Yüksek mahkeme, kısa süre sonra aynı üyelerinin savunmalarını almaya veya herhangi bir soruşturma yapmaya gerek görmeden ‘sosyal çevre kriteri’ gibi en son Hitler Almanyasında örneği görülen ucube bir iddiaya sığınarak 2 üyesini oybirliğiyle ihraç etmişti (2).

AYM, bu kararında da benzer şekilde Anayasal haklara ve Anayasa gereği uymakla zorunlu bulunduğu uluslar arası teminatları görmezden geldi.

Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı veya Onur Kırıcı Muamelenin veya Cezanın Önlenmesi Komitesinin 2015 yılında yayınladığı ‘Ceza infaz kurumlarında mahkum başına düşen yaşam alanı’ ile ilgili raporunda belirtilen (odadan tamamen ayrılmış olan tuvalet ve banyonun kapladığı alan haricinde kalabalık koğuşlarda mahkum başına düşmesi gereken) minumum yaşam alanına dahi aykırıdır (3).

Bunun dışında, Türkiye’nin uymakla yükümlü bulunduğu Birleşmiş Milletler Cezaevi Minumum Kuralları ile Avrupa Cezaevi Kuralları zaten özgürlüğü elinden alınmış kimselerin maddi/fiziki imkansızlıklar gereği durumlarının daha fazla ağırlaştırılamayacağını belirtmiştir. Söz konusu standart ve kabuller nedeniyle AİHM, koğuşların aşırı kalabalık olması nedeniyle Torreggiani ve Diğerleri/İtalya başvurusunda, kalabalık koğuşlar nedeniyle hijyenik olmayan koğuşlarda kalmayı Varga ve Diğerleri/Macaristan başvurusunda, koğuşun kalabalık olması nedeniyle tutuklulara yeterli kişisel alan kalmaması nedeniyle Muršić/Hırvatistan başvurusunda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinin (insanlık dışı ve onur kırıcı muamele yasağı) ihlal edildiğine hükmetmiştir (4).

Kendi üyelerinin savunmasını almaya gerek görmeden tüm mevzuatlara aykırı şekilde ihraç edip bunu ‘zamanın şartlarına’ uygun bulan yüksek mahkeme, suçlu olup olmadığı belli olmayan meslektaşlarının bir yıldan fazla bir süre aşırı kalabalık koğuşta tuvalet önünde yerde yatmak zorunda bırakılmalarını da Anayasal güvencelere uygun bularak yine kimseyi şaşırtmadı.

Kaynaklar:
(1) memurlar.net

(2) www.hurriyet.com.tr

(3) https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&url=http://rm.coe.int/1680727fa5&ved=2ahUKEwiYnfbuy9jcAhVQMd8KHXEMBxYQFjAAegQIAxAB&usg=AOvVaw0pE-S4SJVwdu8Rc1i-WQih

(4) https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&url=https://www.echr.coe.int/Documents/FS_Detention_conditions_TUR.pdf&ved=2ahUKEwjJjNz7ztjcAhUCqlkKHSYJA04QFjAAegQIBRAB&usg=AOvVaw1aLKiHlzyPeen5FEiJ0WPh

YARGIDA SON SÜRGÜN VE TALTİFLER

0

 

İktidarın yargıyı tamamen kontrol altına almak için 15 Temmuz gecesi darbe teşebbüsü başladıktan sadece 3 saat sonra daha önceden hazırlanan fişleme listelerine dayanarak 2745 hakim ve savcıyı ihraç ederek başlattığı, sonraki 2 yıl içinde sayıyı 5.000’e kadar çıkardığı ‘büyük yargı tasfiyesi’, 3.320 hakim ve savcıyı kapsayan HSK’nın 26 Temmuz 2018 tarihli kararnamesiyle devam ediyor.

Yargıdaki bu büyük tasfiyede temel ölçüt, iktidara bağlılık! 5.000 hakim ve savcı ihraç edilip tutuklanırken Anayasa ve yasalara aykırı olarak işlem yapılmış, soruşturma prosedürlerine uyulmamıştı. 26 Temmuz 2018 tarihli kararnamede de, iktidarın bakış açısına uygun kararlar veren hakim ve savcılar iyi bölgeye tayin, başsavcı, başsavcı vekili, ACM başkanı, BAM başkanı vs. ünvanlı görevlere atanma suretiyle ödüllendirilirken, iktidarın hoşuna gitmeyen kararlar verenler ya da iktidarla bir şekilde yolları ayrılanlar sürgün edilerek, ünvanları alınarak ya da istek dışı tayin edilerek cezalandırıldılar.

16 Temmuz 2018 tarihli yüksek yargı atamaları

Son düzenlemelerle birlikte üyelerinin tamamı iktidar partisi tarafından seçilen HSK’nın, 16 Temmuz 2018’de Yargıtay ve Danıştay’a toplam 112 üye ataması da tepki çekmişti. HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz’ın kardeşi Sabri Yılmaz, hükümet tarafından kurulan Yargıda Birlik Derneği Başkanlık Divanı üyesi Musa Heybet, Cumhuriyet Gazetesi yazarlarını mahkum eden, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararına rağmen gazeteci Mehmet Altan’ı tahliye etmeyerek Anayasayı açıkça ihlal eden Abdurrahman Orkun Dağ, 17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Soruşturması kapsamında tutuklananlara tahliye kararı veren, piyanist Fazıl Say’ı sosyal medya paylaşımları nedeniyle hapis cezasına çarptıran Hulusi Pur, İktidar partisiyle ortak hareket eden MHP’de muhaliflerin yaptığı kurultaydaki tüzük değişikliklerinin yürütmesini durdurarak MHP liderinin koltuğunu kaybetmesini engelleyen İsmail Ulukul, Adalet Bakanlığı görevlileri Ahmet Kar ve İdris Ünal HSK tarafından yüksek yargı üyesi seçilen kişilere sadece birkaç örnek! (1, 2)

26 Temmuz 2018 tarihli kararname

Türkiye’de son dönemde iktidar tarafından birçok alanda kullanılan havuç-sopa politikası, 26 Temmuz 2018 tarihli kararnamenin de temelini oluşturmaktadır. Terfi, cezalandırma ya da yer değiştirmelerin nedenine dair herhangi bir bilgi bulunmayan kararnamede öne çıkan bazı atamalar:

Taltifler:

Sözcü Gazetesi sahibi Burak Akbay ve gazeteciler Gökmen Ulu, Mediha Olgun ve Yonca Yücekaleli hakkında iddianame düzenleyen savcı Asım Ekren, Büyükçekmece Başsavcı Vekilliği’ne,

Can Dündar, Kadri Gürsel ve Aydın Engin dahil Cumhuriyet Gazetesi yazarları hakkında iddianame düzenleyen savcı Yasemin Baba sadece 5 yıllık mesleki kıdeme sahip olmasına rağmen, Erzurum Başsavcı Vekilliği’ne,

Başbakan Binali Yıldırım hakkındaki suç duyurusuna jet hızıyla 10 günde takipsizlik kararı veren savcı Ahmet Akça, Ankara Batı Adliyesi Başsavcılığına atandı.

Sürgünler:

Deniz Feneri yolsuzluğunu soruştururken görevden alınan Ankara savcısı Nadi Türkarslan Samsun savcılığına,

Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verdiği beraat kararı nedeniyle hakkında soruşturma açılıp geçen yıl Balıkesir’den Zonguldak hakimliğine atanan Aydın Başar, bu kez Erzurum Hakimliği’ne,

Yargıçlar Sendikası Başkan Yardımcısı Bayram Kapucu, Bakırköy savcılığından Mardin savcılığına atandılar. (3,4)

Kaynaklar:

1. http://www.adaletbiz.com/m/gundem/son-dakika-kritik-davalarin-isimleri-yargitay-ve-danistay-a-atandi-h215445.html

2. http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber/turkiye/1028834/SKANDAL__Gazeteciligi_yargiladi__koltugu_kapti.html

3. https://odatv.com/o-savci-bakin-nereye-getirildi-26071802.html

4. https://odatv.com/3-bin-320-hakim-ve-savci-hakkinda-karar-26071846.html

NEWS | Prosecutor M. Ali P. accused of having 1$ and making phone conversations with alleged Gulenists was sentenced to 7 years 6 months in prison on 2 Aug 2018

Dismissed and arrested prosecutor Mehmet Ali Pekgüzel was sentenced to 7 years 6 months in jail over the pretext of terrorism charges on 2 Aug 2018.

He was accused of making phone conversations with alleged Gulenists and former İstanbul Governor Hüseyin Avni Mutlu, having 1 $ banknote which has serial number of “F”, sending his son to Gulenist high school, using ByLock app and attending as prosecutor at Ergenekon (alleged anti-west deep state org.) pending trials.

He joined trial via video conferencing from prison where he has been kept since July 2016 and defended himself he did not use ByLock app and he is not a member of terrorist organisation. However, special terror court found him guilty.

Source:
memurlar.net

Judge Mustafa K. sentenced to 7 years 6 months in prison on 31th July 2018

Dismissed and arrested judge Mustafa Kahraman was sentenced to 7 years 6 months in jail over the pretext of terrorism charges on 31 th July 2018. Furthermore, court ruled continuation of his detention.

Source:
memurlar.net