2 JUDGES INCLUDING WOMAN JUDGE SENTENCED TO MORE THAN 6 YEARS IN PRISON ON 9 MAY 2018

Woman Judge Fatma Çimen was sentenced to 6 years 10 months 15 days and judge Onur Göksu was sentenced to 6 years 3 months in prison over the pretext of terrorism charges on 9 May 2018. Furthermore, court ruled continuation of detention for woman judge Fatma Çimen.

They were indicted on using ByLock messaging application although they denied all accusations and what’s more Onur Göksu was accused of being member of YARSAV Association.

Sources:
1. www.memurlar.net
2. www.memurlar.net

HABER | Av. OK: “Eskiden farklı fikirlerde yargıçlar vardı, özgürlükleri dikkate alan Hakim’lere denk gelme ihtimali yüksekti… ama son 2 yıldır karşılaştığımız hemen hemen tüm yargı mensupları tek renkli, tek fikirli” : Ahvalnews

0

Türkiye’de birçok önde gelen gazeteci ve yazarı çeşitli ifade özgürlüğü davalarında savunmuş olan Avukat Veysel Ok, 9 Mayıs Çarşamba günü bir söyleşide yargıya yönelik olarak getirdiği eleştiriler nedeniyle “devletin yargı organlarını alenen aşağılama” suçlamasıyla dördüncü kez hakim karşısında olacak.

9.30’da 37. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak olan duruşmada karar çıkması bekleniyor. Aynı davada, röportajı yapan eski Özgür Düşünce muhabiri Cihan Acar da yargılanıyor.

Ok’a yönelik suçlamalar 27 Temmuz tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 668 no’lu Kanun Hükmünde Kararname (KHK) kapsamında kapatılan Özgür Düşünce gazetesinde 25 Aralık 2015 tarihinde yayınlanan bir röportajında yargının “tek renkli” olduğunu söylemesinden kaynaklanıyor.

Cumhuriyet’in ilk iddianamesinide de hazırlayan Savcı Murat İnam’ın Ağustos 2016’da hazırladığı iddianameye göre Ok’a yönelik soruşturma Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından 29 Aralık 2015 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen bir suç ihbarıyla başladı. Gene iddianameye göre 29 Temmuz 2016 tarihinde Adalet Bakanlığı Ok’un soruşturulması için izin verdi.

Geçmişte Şahin Alpay, Ahmet Altan ve Mehmet Altan gibi birçok gazetecinin avukatlığını üstlenmiş olan Avukat Ok, halên Deniz Yücel, Nedim Türfent ve Oğuz Usluer gibi çok sayıda gazetecinin savunuculuğunu yapıyor.

Ne demişti?

Avukat Ok, iddianamede söyleşide kullandığı şu ifadeler için suçlanıyor: “Eskiden farklı fikirlerde yargıçlar vardı, özgürlükleri dikkate alan Hakim’lere denk gelme ihtimali yüksekti, ama şimdi yargı mensupları tek renkte, ifade özgürlüğünü dikkate alan Savcı ve Hakimlere denk gelme ihtimali yüksekti. Ama bu dönem en büyük fark yargı mensuplarının tek renkte olması. Son 2 yıldır karşılaştığımız hemen hemen tüm yargı mensupları tek renkli, tek fikirli. Sulh Ceza Hakimlerini görüyoruz. Buralarda görülen davalarda ne savunma, ne itiraz işliyor. Şu anda bütün gazeteciler sürekli 12 tane Sulh Ceza Hakimliğine çıkıp duruyor. Bu hakimlerin paylaşımları ve sempatileri belli. Bu anlamda hakimlere karşı savunmanız istediğiniz kadar günlü olsun kararı etkileyemiyor. ….Çünkü ortada sipariş kararlar var, …..soruşturmalarında önce siyasi irade ya adli makamlara talimat veriyor. Ya da basında hedef gösteriyor. Akabinde yargı talimatı uyguluyor.”

301. madde

TCK’nın “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçlarını düzenleyen 301. maddesi kapsamında aralarında 2007 yılında bir suikast sonucu öldürülen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in ve Nobel Edebiyat ödülü sahibi Orhan Pamuk’un da bulunduğu birçok gazeteci ve yazara özellikle 2000’li yılların ortalarında çok sayıda dava açılmıştı. Birbiri ardına açılan davalar sonrasında 2008 yılında bu maddede birtakım değişikliklere gidilmiş, ilgili suçlardan soruşturma açılabilmesi için Adalet Bakanlığı’nın izin şartı getirilmişti.

Kaynak:

ahvalnews.com

Dismissed prosecutor holding on to life doing waitressing

0

Ahmet Serdar KARAKAYA, taking office as a public prosecutor in 2014, was dismissed from the post of judge in the second year of his job over the charge of attempting coup being not granted himself the right to defense just like his 4500 colleagues and then held under pre-trial detention for 14 months. The former prosecutor, whose all assets and bank accounts were seized, is now doing waitressing in a cafe to bring up his wife and a little daughter.

In his twitter account, he shares his smiling posing for the cameras saying there’s nothing to be ashamed of his position and added: “I was carrying my robe gloriously when I was a prosecutor, and now, I am also carrying my waitressing apron dress as so. I am sure that I will proudly tell these days to my daughter in the future but are those who cause us
failing on evil days sure that they leave a pleasent memory to their children?“.

Source:
https://twitter.com/aserdarkkaya/status/977982850778746880?s=19

HABER | İHRAÇ EDİLEN SAVCI GARSONLUK YAPARAK YAŞAMA TUTUNUYOR

0

 

2014 yılında Cumhuriyet Savcısı olarak göreve başlayan Ahmet Serdar KARAKAYA, henüz mesleğinin ikinci yılında darbe teşebbüsüne iştirak suçlamasıyla, yaklaşık 4500 meslektaşı gibi savunması dahi alınmadan görevinden ihraç edildi. Banka hesaplarına ve tüm malvarlığına tedbir konulan eski savcı, eşine ve küçük kızına bakabilmek için şimdi bir kafede garsonluk yapıyor.

Twitter hesabından, bu durum karşısında utanacağı birşey olmadığını söylerek garson kıyafetiyle objektife gülümseyerek poz veriyor: “Savcı iken cübbemi şerefimle taşıyordum, şimdi de bu garson önlüğünü şerefimle taşıyorum. İleride bu günleri kızıma gururla anlatacağım. Ben bundan eminim peki beni bu duruma düşürenler çocuklarına güzel anılar bıraktıklarına eminler mi?”

Source:
https://twitter.com/aserdarkkaya/status/977982850778746880?s=19

HÜKÜMSÜZ, HAPİSTE 8 MEVSİM

0

 

Eski HSYK Genel Sekreter Yardımcısı ve Anadolu Hâkimi Neslihan Ekinci ve eşi olan eski Anayasa Mahkemesi Baş Raportörü Dr. Hüseyin Ekinci 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

Ekinci çiftinin tek çocukları olan Zeynep Rana Ekinci, Perşembe günü yapılan duruşmada da karar alınmadığını ve hem annesinin hem babasının tutuklu yargılanmasına de- vam kararı verilmesine tepki gösterdi.

Rana Ekinci, “Annem ve babam hüküm giymeden cezaevinde 25 ay yani 2 yıl ve 1 ay 8 mevsim yatmış olacaklar” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.

Anne ve babasını haftalık görüşlerde görüyor

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından tutuklanan ve bir yıldan fazla süredir önce hücrede sonra tek kişilik koğuşta tutulan eski hâkim Neslihan Ekinci’nin kızı annesinin hakkında yazılı bir karar olmamasına rağmen bu uygulamaya maruz kaldığını belirterek annesinin ‘aklını kaçırma’ noktasına geldiğini söylemişti. Gazetemizde çıkan haberin ardından Neslihan Ekinci’nin yanına bir koğuş arkadaşı verilmişti. Neslihan Ekinci hâlâ iki kişilik koğuşta tutuluyor. Z. Rana Ekinci’nin babası eski Anayasa Mahkemesi Baş Raportörü Dr. Hüseyin Ekinci de yaklaşık 2 yıldır tutuklu. Kızları Rana Ekinici ise her hafta anne ve babasını görebilmek için cezaevine gidiyor.

Annem babam ve ben 2 yıldır aynı ortamda bulunmadık

Sosyal medya hesabından yaşadıklarını anlatan Z. Rana Ekinci, anne ve babasının hüküm giymeden yaklaşık 25 ay tutuklu kalacak olmalarına tepki gösterdi; “Duruşma 19 Ağustos’a ertelendi tutukluluk devam böylece annem ve babam hüküm giymeden cezaevinde 25 ay yani iki yıl ve 1 ay yatmış olacaklar. Tutukluluk bir tedbir değil midir kaçma riskine karşı? 25 aylık tutukluluk, 2 yıl ve 1 ay 8 mevsim. Bu ülkede tecavüzcüler 25 ay hüküm giymiyorlar. Ama annem ve babam 25 ay tutuklu tutulacak. 25 ay boyunca bir dâvânın bitirilememesi zaten adil yargılanma hakkına aykırı. Annem 23 ay tecritte kalmış olacak tekrar duruşma olduğunda 23 ay tecrit. Haftada bir kızını görüyor, ayda bir eşini görüyor. Yapabileceğim hiçbir şey yok çaresizim 2 yıldır annem babam ve ben aynı ortamda bulunmadık ne diyebilirim ki ne söyleyebilirim neyi değiştirebilirim? Söylenebilecek her şeyi söyledim ailemin masum olduğunu söyledim. Annemin 1.5 yıl tek kişilik yaklaşık 3 aydır da 2 kişilik tecritte tutulmasına engel olamıyorum masum olduklarını anlatamıyorum.”

HABER: ÜLKER YILMAZ CABA

PROSECUTOR İLYAS Ç. SENTENCED TO 7 YEARS 6 MONTHS IN PRISON ON 3 MAY 2018

Dismissed and arrested prosecutor İlyas Çolaklar was sentenced to 7 years 6 months in jail over the pretext of terrorism charges on 3 May 2018. Moreover, court ruled continuation of his detention during appeal process.

He was accused of using ByLock secure mobile messaging application which was publicly available on Google and Apple Stores.

Source:
memurlar.net

RAPOR | ABD 2017 TÜRKİYE İNSAN HAKLARI RAPORUNUN YARGIYA İLİŞKİN BÖLÜMLERİ

0

 

Mevcut hukuki düzenlemeler “keyfi tutuklama ve gözaltı”yı yasaklamakta ve bireylere mahkeme önünde tutukluluğuna veya gözaltına alınmasına yönelik karara itiraz etme hakkını öngörmektedir, ancak birçok güvenilir rapor, hükümetin her zaman bu şartlara uymadığını göstermektedir.

Ulusal ve uluslararası insan hakları örgütleri, gözaltındaki kişilere yönelik “işkence ve insanlık dışı muamele” olduğuna dair ciddi kanıtların bulunduğunu ancak hükümetin bu tür kötü muamele uygulamalarına karşı herhangi bir önlem almadığını rapor etmişlerdir.

Devam eden olağanüstü hale dayalı olarak çıkarılan KHK ile cumhuriyet savcılarına, “herhangi bir suçlama olmaksızın bireyleri 30 güne kadar gözaltında tutma ve ilk beş gün boyunca gözaltındaki kişi ile avukatının görüşmesine izin vermeme” yetkisi verildi. Yine çıkarılan Kararnameler, savcılara, “avukat-müvekkil ayrıcalığını askıya alma, konuşmaları gözlemleme ve kaydetme hakkı“nı öngörmektedir.

Terörle bağlantısı olmayan davalar hükümet tarafından “savunma avukatlarının sindirilmesi” amaçlı kullanılmaya başladı. Örneğin, Ekim ayında polis, 2014 yılında Soma ilçesinde meydana gelen ve 301 madencinin ölümü ile sonuçlanan dava üzerinde çalışan altı avukatı terör örgütüne üye olduğu iddiası ile gözaltına aldı. Eleştirmenler ise, tutuklamaların dayanaksız olduğunu, siyasi açıdan hassas bir dava üzerinde çalışan avukatların susturulmasını amaçladığını iddia etti.

Tutuklanan Avukatlar Girişimi’ne (ülkede yasal haberleri izleyen) göre, 15 Temmuz darbe girişiminden beri 570 avukat tutuklandı. 22 Aralık itibari ile ise, halen 1400 avukat hakkında kovuşturma olduğu belirtilmiştir.

25 Ağustos 2016 tarihli OHAL kararnamesi ile CMK’nın 102 maddesinin ikinci fıkrasına yapılan ek ile “devletin güvenliği, anayasal düzen, milli savunma, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda azami 3 yıl olarak uygulanan tutukluluk süresinin 7 yıla kadar uzatılabilmesinin önü açılmıştır.

Avukatların gözaltında tutulan müvekkileri için olağanüstü halin getirdiği tüm sınırlamalara karşın Sulh Ceza Hakimliği’ne duruşma öncesi itiraz etme hakları bulunmaktadır. Ancak Sulh Ceza Hakimliği kararına karşı itirazın bir üst mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerekirken itiraz aynı derecede sıralı diğer Sulh Ceza Hakimliğince değerlendirilmektedir. Mevcut bu düzenleme genel hukuk ilkelerine aykrı olmakla avukatlar tarafından haklı olarak eleştirilmektedir.

Davanın taraflarının yargılama aşamasında insan hakları ihlallerine karşı doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne başvuru hakları bulunmaktadır. Ancak “Anayasa Mahkemesine çok sayıda başvurunun yapılmış olması dolayısı ile başvuruların öngörülen süre içerisinde incelemesi mümkün olmamaktadır.

Mevcut hukuki düzenlemelerle yargının bağımsızlığı güvence altına alınmış ise de, eleştirmenler uygulamada, “yargının üzerinde yürütmenin büyük etkisinin olduğunu” iddia etmektedirler. Nisan ayında yapılan referandumda seçmenler tarafından kısmi bir şekilde kabul edilen anayasa değişiklikleri, yargı bağımsızlığının daha da azalması ile sonuçlanan bir neticeyi doğurdu. Referandum sonucu yapılan değişiklikler bir kısım yetkilerin yanı sıra, Cumhurbaşkanlığı Makamına ülkenin en kıdemli yargıçlarının yarısını atama ve parlamentoyada diğer yarısını tayin etme yetkisi verdi. Eleştirmenler, Cumhurbaşkanı ve meclisteki çoğunluk partisinin aynı partiden olması halinde, tek bir partinin tüm hakimleri en yüksek mahkemelere atayabileceğini belirtmektedirler. Değişikliklerle Yüksek Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yeniden adlandırılmış, yapısal bir kısım değişikliklere gidilmiş, Cumhurbaşkanı ve iktidardaki AKP’ye (Adalet ve Kalkınma Partisi) hakim ve savcıları görevlendiren en üst yargı organına başka bir üye listesi atamasına izin verilmiştir. Eleştirmenler tarafından “anayasal değişiklikler sonrası sorunlu bir hal alan HSK’nın yapısının özellikle Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra 4 bin yargıç ve savcının görevden alınması sonrasında dahada sorunlu bir hal aldığı“nın altı çizilmektedir.

Anayasada, hakimler ve savcılar için güvence sağlayan bir dizi hükümlere karşın, hâkimlerin ve savcıların kariyerleri, atamaları, yolluk işlemleri, terfileri, ihraçları ve disiplin işlemleri (HSK, eskiden HSYK) yoluyla denetlenmektedir. HSK eliyle kullanılan bu geniş yetki, hakimler ve savcıların tarafsız bir şekilde karar verme sürecine etkide bulunmaktadır. Yine bir çok dava bakımından bu durum hâkimlerin ve savcıların devletin çıkarlarına öncelik verme eğilimini ortaya çıkarmakta ve ceza kanunlarının tutarsız bir şekilde uygulanmasına yol açmaktadır. Eleştirmenler tarafından, HSK eliyle kullanılan ve son derece sübjektif olarak nitelendirilen bu yetkilerin yargılama makamları üzerinde politik bir turnusol kağıdı olarak kullanılabileceği yönünde endişeler dile getirilmiştir.

Yargı, Gülen hareketi ile suçlanan yargı mensuplarının görevden uzaklaştırılması, gözaltına alınması veya meslekten ihraçları dolayısı ile yargı bağımsızlığını keskin bir şekilde sınırlandıran bir dizi zorlukla karşı karşıya kaldı.

Gözlemciler, “hükümet, Gülen hareketi ile ilgili davalarla ilgili olanlar da dahil olmak üzere, bazı durumlarda yargı sürecine müdahale etti” iddiasında bulundu. 3 Nisan’da HSK, Gülen’e bağlı olmakla suçlanan 29 gazeteciden 21’inin serbest bırakılmasını emreden davaya bakan hakimlerin açığa alınmasına hükmetti. Tahliyelerine karar verilen 21 kişi ise aynı gün haklarında açılan bir başka soruşturma ile serbest bırakılma işlemleri gerçekleştirilmeden yeniden yakalandılar. Gözlemciler, kararı veren hakimlere yönelik açığa alma işlemi ile salıverilen kişilerin yeniden yakalanmasına yönelik işlemin hükümet yanlısı bir sosyal medya kampanyasının ardından geldiğini kaydetti. Bazı gözlemciler bu hareketi, hükümetin beklentileri doğrultusunda karar almayan yargıçlara uyarı olarak yorumladılar.

Hükümet aynı zamanda kamuoyunun yakından takip ettiği sanıkları temsil eden bazı savunma avukatlarını da hedef aldı.” 12 Eylül’de polis, iki eğitimciyi temsil eden avukatların İstanbul ve Ankara ofislerine baskın düzenledi. Nuriye Gülmen ve Semih Özakca isimli iki eğitimci, tutuklulukta iken açlık grevine başlamışlar ve protestoları önemli ulusal ve uluslararası medyanın ilgisini çekmişti. Polis operasyonu iki eğitimcinin Ankara’da planlanan duruşmalarından iki gün önce yapılmış ve baskında avukatların ofisinde bulunan belgelere el konulmuştu.

15 Eylül’de Ankara polisi, ana muhalefet partisi (CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik’i Gülen hareketiyle ilgili soruşturma kapsamında gözaltına aldı. Eski bir Yüksek Mahkeme yargıcı olan ve Gülen’i açık sözlülükle eleştiren Çelik’in gözaltı nedeni Digiturk aboneliğinin iptali olarak belirtilmişti. Yetkililere göre, Gülen hareketine bağlı bir kısım kanalların Digitürk platformundan çıkarılmasından sonra, Fethullah Gülen taraftarlarına bu platforma olan aboneklilerinin sonlandırılması talimatını vermişti. Bu varsayımdan hareket eden kamu otoriteleri “belirli bir tarihten sonra Digiturk kablo aboneliklerinin iptalini Gülen hareketi adına bir eylem olarak değerlendirmek sureti ile bu durumu işten çıkarmaları ve tutuklamaları meşrulaştırmak için bir kriter” olarak kabul etmişti. Eleştirmenler ise, Çelik’in gözaltına alınmasını Kılıçdaroğlu’na baskı veya gözdağı verme girişimi olarak gördü.

Türkiye’de hakim ve savcıların meslek öncesi eğitim ve daha sonrasında göreve atanmalarına ilişkin mevcut düzenlemeler sorunlu bir ceza adalet sistemini beraberinde getirmektedir. Hakim ve savcıların HSK tarafından mesleğe kabullerinden önce Adalet Akademesi’nde birlikte staj yapmaları, atanmalarından sonra aynı çalışma alanı içerisinde “sık sık bir araya gelmeleri, aynı ofis alanını paylaşmaları, aynı mahkeme salonunda uzun yıllar çalışmaları, her iki meslek grubu arasında pozisyon değişikliğinin mümkün olması ve zaman zaman kullanılması” ayrı ayrı konumlanması gereken bu iki müessese arasında yakın bağlantıların kurulması ile sonuçlanmıştır. Avrupa Komisyonu da dahil olmak üzere gözlemciler, bu durumun ceza davalarında uygunsuzluk ve adaletsizliğin ortaya çıkmasına yol açtığını iddia etmişlerdir. Adalet Bakanlığı yetkilileri ise, mevcut durumun hâkim ve savcıların HSK tarafından farklı yerlere düzenli olarak atanması suretiyle ortaya çıkabilecek sorunları önlemeye matuf olarak tasarlandığını ileri sürmüşlerdir. Ayrıca bir kısım insan hakları dernekleri ile barolar tarafından, savunma avukatlarının savcı meslektaşlarından genellikle daha az bir eğitim aldıkları ve asgari bir uzmanlık düzeyini kanıtlamak için mevcut bir sınavın da buunmadığını belirtilmiştir.

Bir hak olarak yasada masumiyet karinesine ve sanığın kendisini duruşmada hazır bulunmak sureti ile savunma hakkına ilişkin düzenlemeye yer verilmesine karşın, kamuoyunu yakından ilgilendiren bir çok davada mahkemelerce sanığın savunması video konferans sistemi ile gerçekleştirilmektedir. Dahası hakimin kovuşturma evresinde müdaafilerin dosyaya erişim hakkına sınırlama getirmesi de mümkündür.

Davada karar hakim ya da hakimler kurulu tarafından verilir”. Duruşma küçüklerin sanık olduğu davalar dışında genel olarak kamuya açıktır. Ancak yapılan yasal düzenlemelerle, devlete karşı işlenen suçlarda güvenlik gerekçesi temeline dayalı olarak “duruşmaların gizli yapılması esasına dayalı” bir yaklaşım ortaya konulmuştur. Yine iddianameler, dava özetleri, yargılama aşamasında yapılan işlemler, sanık savunmaları, dosyanın geldiği aşama ve verilen kararlara davanın tarafları dışında kalan kişilerce ulaşılmasını zorlaştıran düzenlemeler ile davanın tarafları dışında dosya ile ilgili bilgi edinilmesini zorlaştıran bir durum ortaya çıkmıştır. Bu düzenlemelere dayanarak siyasi açıdan hassas olan bazı davalarda yargıçlar duruşmaların gizli yapılmasına, “yerel veya uluslararası grupların bazı davaları gözlemlemeden men edilmesine” ve davada yer alan avukatların dosyadaki bilgi ve belgelere sınırlı erişimi şeklinde kararlar vermişlerdir.

Sanığın, duruşmada hazır bulunma ve zamanında bir avukata başvurma hakkı yasa ile güvence altına alınmıştır. Gözlemciler, özellikle kamuoyunu yakından ilgilendiren davalarda, mahkemelerin sanıklara bu haklarını kullanma hakkı vermediklerini kaydetti. Örneğin, 2016 darbe girişiminin ardından olağanüstü hal kararnamesiyle görevinden alındıktan sonra açlık grevine başlayan bir akademisyen olan Nuriye Gülmen, bazı duruşmalar için “mahkeme salonuna getirilmedi”. Benzer bir şekilde, yetkililerin kamu düzeninin korunması gerekçesini dikkate alan mahkemece “halen tutuklu yargılaması devam eden Kürt yanlısı HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın 7 Aralık’ta yapılan duruşmasında mahkeme salonunda hazır bulundırılmasına gerek bulunmadığına karar verilmiştir“.

Sanık, ceza davalarında hukuki temsil hakkına sahiptir ve eğer müdafii yoksa talebi halinde giderleri kamu tarafından karşılanmak üzere kendisine baro tarafından bir avukat atanması zorunludur. Sanık ya da müdafiinin tanıklarını sorgulama hakkı bulunmaktadır. Ancak bu hakkın yargılama aşamasında kullanılması doğrudan tanıklara soru yöneltilmesi şeklinde gerçekleşmemekte, soruların hakime sunulması aşamasıdan sonra hakimin uygun görmesi halinde tanığa sorunun yöneltilmesi biçiminde kullanılmaktadır. Yine davanın tarafları ile müdaafilerinin dosyaya tanık ve kanıt sunma hakları bulunmaktadır. “Özellikle ulusal güvenlikle ilgili davalarda ise sıkça gizli tanık” dinlenilmesi yoluna gidilmektedir.

Gözlemciler, hükümetin “iddianamelerin temelini oluşturması gereken delillendirme aşamasını oluşturmayı başaramadığını” ve bunun sonucu olarak Gülen hareketi ya da bu harekete destek verenler ilgili terör suçlaması ile açılan davalarda verilen kararların yeterli kanıta dayanmadan verilen kararlar niteliğinde olduğunu belirtmektedirler. Bu durumun ceza yargılamasının temelini teşkil eden yargılama prosedürlerinin tam olarak yerine getirilmemesi ve delillendirmenin yapılamaması nedeni ile endişeleri artıran bir durum olduğu vurgulanmıştır. Örneğin bu nitelikte çok sayıda mahkeme kararında, “sadece akıllı telefon uygulaması ByLock’un kullanımı, terör örgütü için iddia edilen destek veya üyeliğin tek kanıtı olarak gösterilmiştir.

Siyasi mahkumların sayısı” konusunda yetkililer bir kayıt yoluna başvurmadığı için bu durum halen bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Kasım ayında medyada yer alan haberlere göre, Adalet Bakanlığı, “62.669 mahkumun terörizmle ilgili suçlarla suçlandığını” bildirmiştir. Bazı gözlemciler, bu kişilerin çoğunu siyasi mahkumlar olarak gördü ancak hükümet tarafından bu duruma sert bir şekilde itiraz edildi.

İnsan hakları dernekleri “terör ile bağlantılı gösterilerek yapılan bir çok tutuklamanın” aslında eleştirel sesleri susturmak ya da başta Kürt yanlısı HDP ya da kardeş partisi DBP olmak üzere iktidardaki AKP’ye karşı siyasi muhalefeti zayıflatmak için yapılan tutuklamalar niteliğinde olduğunu iddia etmişlerdir.

Bu dönemde anti terör yasaları ve OHAL kanunları ile verilen olağanüstü yetkiler kamu otoritelerince medya şirketlerinin, hayır kurumlarının, işletmelerin, Kürt yanlısı grupların ve Gülen hareketiyle ilintili olduğu iddia edilen “bireyleri gözaltına almak ve malvarlıklarına haksız bir şekilde el koymak için” kullanılmıştır.

Basında yer alan ve güvenilir kaynaklara dayandırılan haberlere göre, terörizm suçlaması ile tutuklanan bazı kişilerin cezaevinde kötü muameleye maruz kaldıkları, bu bağlamda özellikle hücrede tutulan kişilerin açık havaya çıkmak ve hücre dışında yapılması gereken faaliyetlerine ciddi kısıtlama getirildiği, mesleki çalışmalar yapılmasına engel olunduğu, kütüphane ve medya iletişim araçlarına erişiminin engellendiği, tıbbi müdahalenin zamanında yapılmadığı ve bazende müdahale yapılmaktan kaçınıldığı belirlenmiştir. Yine basında çıkan haberlerde, terörizmle ilgili suçlarla tutuklanan kimselerin aileleri ile görüşmelerinde cezaevi yönetimince sınırlamlara gidildiği, bu kişilerin yakınlarının cezaevi girişinde keyfi aramalara ve aşağılayıcı muamelelere tabi tutulduğu yer almıştır.

Yine gözlemcilere göre, “OHAL kararnamelerine dayanarak yapılan yargıdaki tasfiyelerin bir sonucu olarak” yargının iş yükünde ciddi artış gerçekleşmiş, bu durum ise davaların makul bir sürede sonuçlanmasını zorlaştırmıştır.

Hükümet tarafından kamu görevinden ihraç edilen on binlerce kişi AİHM”ne başvurdu. Ocak ayında hükümet, görevden alınmış memurların başvurularını karara bağlamak için “Başbakanlık OHAL İncelemeleri İşleme Komisyonu”nu kurdu. Mayıs ayında kurulan komisyon, Temmuz ayında başvuruları kabul etmeye başladı ve Eylül ayı itibari ile başvuru sayısı 102.000’e ulaştı. AİHM ise, Temmuz ayında kurulan Komisyonu tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olarak değerlendirmek sureti kendisine yapılan başvuruları geri çevirdi. Aralık ayı sonlarında komisyon, sınırlı sayıda davada ilk kararlarını yayınladı. Eleştirmenler, komisyon sürecinin “şeffaf olmaması, yavaş işlemesi ve bireylerin dosyada kendileri aleyhine ileri sürülen belge ve bilgilere ulaşamaması, lehine delilleri ortaya koymasına imkan verilmemesi” gerekçesiyle bu yolun etkin bir yasa yolu olmadığını ileri sürdüler.

HRA’ye göre, darbe girişimiden sonra çıkarılan OHAL kararnamelerine uygun olarak, “116.000’den fazla kamu çalışanı görevden uzaklaştırıldı ya da açığa alındı; 4,000’den fazla hâkim ve savcı görevden alındı; 49 özel sağlık tesisi kapatıldı; okullar, özel dershaneler ve yurtlar da dahil olmak üzere 2.300’den fazla özel eğitim kurumu, 15 özel üniversite ve 19 sendika ve ticaret konfederasyonu, 187 medya şirketi ve yaklaşık 1.600 dernek veya vakıf kapatıldı.

Source:

freejudges.wordpress.com

NJBLOG | The Rule of Law in Turkey? Long Prison Sentences for Judges and Prosecutors

Immediately after the attempted coup d’état of 15/16 July 2016, Turkey, with the application of decrees of the state of emergency, fired more than 100,000 civil servants for alleged Gülens sympathies. Among them are more than 4,200 judges and prosecutors. More than 2,500 of them have been imprisoned. For few of them, the pre-trial detention has been suspended, whereas requests for release are mostly rejected.

This means that many colleagues will have served almost two years in pre-trial detention. In addition to dismissal, the colleagues are faced with the immediate cessation of their salary, freezing of assets, annulment of their passports and seizure of assets. For many, this means that they depend on help from their families and friends for survival. Partly because of the complete lack of any prospect of improving their position in Turkey, many judges have fled and requested asylum in, for example, Belgium, Germany and the Netherlands.

To fill the shortage of judges, some 4,000 new judges have recently appointed in Turkey.

Judges for Judges is committed to judges abroad who are in trouble because of their work. In Turkey almost all dismissed judges fall under this definition.

Due to the enormous size of the problem, a number of European judges organizations have merged their forces. AEAJ (European Association of Administrative Judges), EAJ (European Association of Judges) Medel (Magistrats Européens pour la Démocratie et les Libertés) and Judges for Judges established a Platform for Independent Judiciary in Turkey at the end of 2016. Within the Platform, information is exchanged, opinions are expressed, process observations are coordinated and money is collected for support to constrained colleagues.

Some magistrates have now been sentenced. They are charged with being members of a terrorist organization, FETÖ, (short for the official designation: “terrorist organization of Fethullah Gülen”). For this purpose, mostly wafer-thin “proofs” are used: mostly anonymous statements from colleagues, an application linked to FETÖ on the mobile phone (Bylock) or banking at a “wrong” bank. The convictions are hefty. We know examples from 6 to 10 years.

In coordination with those involved, we follow a number of judicial processes in Turkey against judges. One of the processes is that of Mehmet Tank, until July 15, 2016 (tax) judge in Gaziantep in the east of Turkey. He was arrested shortly after the attempted coup and has since been in pre-trial detention. His wife and three daughters (12, 8 and 4 years) stay with relatives elsewhere
in the country.

Mehmet Tank was also vice-president of Yarsav, the now forbidden independent Turkish magistrates association. He was also active within the International Association of Judges (IAJ) and Medel.

We were present as observers at the (third) session of the trial against Mehmet Tank on Thursday, April 19. He stood for the 10th Heavy Crimes Court of the Gaziantep District Court. Painfully ironic about the accusation against Tank is that he had often criticized the Gülen movement in the past. He also always made a case for the independence of the judiciary, without the – political – influence of anyone.

The session lasted from approximately 14.30 to 17.30. Tank and his lawyer were present via a video connection from the prison in Erzurum. An anonymous witness was heard during the hearing, also via video. The “evidence” in the case consisted of – in part anonymous – witness statements, the use of Bylock and the maintenance of “secret” international contacts. Tank was in possession of $ 17 (even suspected) when he was arrested and would have confidentially passed on information about judges to an international organization. Tank contested his participation in FETÖ during the session and argued actively against Gülen. He further elaborately explained why the data on the application on his phone alone can not be physically correct (he is supposed to have been at the same time at two completely different locations in Turkey). Tank’s lawyer has made several requests for additional research and has requested the lifting of the pre-trial detention. The Public Prosecutor held a very short requisition – he referred to the writ of summons without further elaboration – and did not address the arguments of the defense at all. According to him, the evidence, short and good, was convincingly delivered.

Around 17:30h, the panel of court convened for deliberation. We initially thought that this discussion would be about the request for the removal of the pre-trial detention. But when the court panel came back, to our no surprise (and a big astonishment of the family present in the courtroom), an oral final verdict was announced and Tank was sentenced to a prison sentence of eight years and four months. Any explanation of the proof or the penalty was omitted. We understand that there will be a written verdict, but that will take some time. The request for the removal of the pre-trial detention while awaiting the appeal was rejected.

Mehmet Tank has 7 days to appeal.

The conviction in the Tank case is not isolated. More and more judges and officers in Turkey have been convicted. A dismissed prosecutor, whom we encountered in the courts of Gaziantep, told us that he had been sentenced to 6 years in prison. He was at liberty while awaiting the appeal.

A single observation finally. Even without knowing exactly the content of the file, we noticed in particular the complete absence of any debate about the reliability and evaluation of evidence. An oral judgment without any explanation does not appear to be in accordance with the Rule of Law. Criticism is not appreciated in Turkey. Lawyers who have previously assisted judges and have taken a critical look at the legal process are now charged with “insulting the Republic of Turkey”. From contacts with fired Turkish colleagues, it is always striking how important they think that attention is being paid to the situation in Turkey from abroad. The next observation of trial (on Murat Arslan, Yarsav chairman and winner of the Václav Havel Human Rights Prize of the Council of Europe) is on the program at the beginning of May as well.

Source:

http://www.njb.nl/blog/rule-of-law-in-turkije-lange-gevangenisstraffen.28653.lynkx

FORMER PROSECUTOR AT THE COURT OF CASSATION AND DEPUTY DIRECTOR GENERAL IN THE TURKISH MINISTRY OF JUSTICE, RASIM ISA BILGEN WAS SENTENCED TO 18 YEARS IN PRISON OVER THE PRETEXT OF TERRORISM CHARGES ON 01 MAY 2018

Former prosecutor at the Court of Cassation and Deputy Director General in the Turkish Ministry of Justice, Rasim İsa Bilgen was sentenced to 18 years in prison over the pretext of terrorism charges on 01 May 2018.

He was accused of using ByLock secure mobile messaging application which was publicly available on Google and Apple Stores.

After convicting and sentencing, court ruled continuation of his detention.

Source:

www.hukukihaber.net

The judge labeled as ‘Alevi’ died in province of Ordu he was appointed

0

 

6 April 2018

Judge of 7th Penal Court of First Instance Abuzer Kara, mentioned as ‘Alevi judge’ in a tape record allegedly pertained to the Prime Minister of that time Tayyip Erdoğan and the Justice Minister Sadullah Ergin, died of a heart attack.

Kara had been appointed to the province of Ordu by HSK decree, issued on October of last year.

56 year-old judge Abuzer Kara, in charge at 4th Penal Court of First Instance of Ordu province, married and father of two, went to hospital yesterday because of falling ill. Learned he was ill and having medication for some time, Abuzer Kara lost his life due to a heart attack at night hours yesterday.

‘May God reward everbody’

In a conversation record made after the acquittal rule given by the court in a trial filed against Aydın Doğan for the opposition to the law of Capital Market Board, a person allegedly Erdogan said “the case was heard, that’s to say, a man (refer to a trial judge) gave the decision”. In response, a man allegedly Sadullah Ergin said “an information is available in hand as to that the judge of the court is Alevi”.

Kara talked about the issue as the following: “What can I say? May God reward everbody. I can say nothing. Up to now, all the things, namely, regions I serve or issues I work are apparent. Everybody knows me. My verdicts are also clear. So, under today’ s conditions, these issues are not worth-talking. Alevilik, sünnilik.. I do not mind and not want to comment on this matter”.

Erdogan joined to a broadcast of ATV channel before the local elections held in March 30, 2014.

Only a few hours before Erdogan joined to that broadcast, Ergin had admitted the statement of ‘Alevi judge’ allegedly attributed to himself and claimed his words were extracted.

Erdogan, on the other side, also admitted the most part of the tape record but said the part of ‘Alevi judge’ might be montage.

Source:
odatv.com