Hakimlerin ve Avukatların Bağımsızlığı alanında BM Özel Raportörü Sn. Diego Garcia-Sayan, YARSAV Başkanı Murat Arslan’a verilen mahkumiyet kararı üzerine “Yazıklar Olsun Size” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

0

Yazı, 25 Ocak 2019 günü İspanya’nın El Pais gazetesinde yayınlandı:

“YAZIKLAR OLSUN SİZE”

Diego García-Sayán

“Merak ediyorum, eve gittiğinizde kendi çocuklarınızın gözlerinin içine nasıl bakacaksınız? Yazıklar olsun size!” dedi Murat Arslan’ın eşi Sevilay birkaç gün önce. 18 Ocak Cuma günü eşini mahkûm eden üç hâkimin ifadesiz suratlarına bakarken aslında Türk demokratik toplumunun çileden çıkmış hislerine de tercüman oldu.

Bağımsız bir hâkim ve bir Türk demokratı olan Arslan’ın, politik kontrol altındaki mahkeme tarafından 10 yıl hapis cezasına mahkûm edilmesi yargı sürecindeki hukuki teminatların açık ihlalidir ve ileride demokrasi geri geldiğinde hiç şüphesiz ülkesi için bir sembol olacak.

Oldukça tecrübeli bir hâkim olan Arslan, diğer yüzlerce Türk hâkim gibi, 2016 Temmuz darbe girişimi sonrasında, baskıcı rejimin ana hedeflerinden birine dönüştü. Aralarında binlerce hâkim, polis, askerlerin de bulunduğu kamu görevlileri, zulme uğradı, gözaltına alındı, çoğu işkence gördü, birçoğu mahkemeler tarafından “eşsiz düşünce” kuralına göre mahkûm edildi. Murat Arslan da onlardan biriydi.

Böylece bağımsız yargının imhası tamamlanmış oldu. Duruşmalara tanık olan birinin Murat Arslan duruşmasına ilişkin gözlemleri; Stalin’in Vishinsky gibi Krallığa yaptıklarıyla şeytani bir benzerlik gösteriyor. “Eski Kıta”nın gözleri önünde kimi zaman görmezden gelinen Türkiye’de neler oluyor? Her ne kadar, bu köşede neredeyse Latin Amerika meseleleri veya diğer global mevzuları vurgulasam da Hâkim ve Savcıların Bağımsızlığı için Birleşmiş Milletler Özel Raportörü olan statüm gereği bugün Türkiye’ye ilişkin konuşmak zorundayım. Ancak şunu da ifade etmeliyim ki bu, ‘istisna’ olarak düşünülmemelidir. Zira yargı bağımsızlığı haklı ve evrensel bir meseledir. Murat Arslan kimdir, hakkındaki ceza yargılaması sureci nasıl işlemektedir ve neden hakkında mahkûmiyet kararı verilmiştir?

Kendisi, Ekim 2016’dan bu yana tutuklu olup Avrupa Konseyi O’nu 2017 Václac-Havel İnsan Hakları ödülüne layık görmüştür. Bu hapis cezası, yargı bağımsızlığına en ciddi ve en büyük saldırılardan biri olmakla birlikte, aynı zamanda politik güce karşı bağımsız hareket (2) edenlere de bir mesaj gibi görünmektedir. Bağımsız bir hâkim olan Arslan, Türk hükümeti için işini zorlaştırma, davacıların usule dair hakları garanti etme ve politik güce karşı direnişe sebep olmuştur. On binlerce diğer Türk insanı gibi, O da hakkında herhangi bir yasal dayanaktan yoksun bir biçimde bir gecede “terörist” olmakla suçlanmıştır.

Avrupa’daki dört ana yargıç derneğini bir araya getiren “Bağımsız Bir Türk Yargısı Platformu”, temel savunma hakkında olduğu gibi yargılama usulünde bir dizi aykırılıklar tespit etmiştir. Son duruşmasında yer alan, misillemeden kaçınmak amacıyla kimliğini gizli tutan bir tanık, Arslan’ın sözde yargılama karşısında hayali savunma yapmayı reddederek, “Adalete inanmış hakimlere sesleniyorum, sizlere değil’’ diyerek doğrudan gelecek nesillere seslenmiştir.

Mahkeme sessiz kalmıştır. Murat Arslan hakkında mahkûmiyet hükmünü veren, üç hâkimden oluşan heyetin hiçbiri yargılamanın başındaki aşamalarda davaya katılmamıştır… Halbuki Türk ceza yargılama usul kuralları uyarınca mahkûmiyet hükmünü veren hakimlerin yargılamanın her aşamasında yer alması zorunludur.

Arslan’ın şahsında bağımsız hakimlere yönelik bu saldırı ciddi bir durumdur. Ve ayrıca, benim daha önce (12/01/2018) tarihinde de burada belirttiğim gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, açılan davaları kabul edilemez bulmuş ve pratikte Türkiye’den gelen on binlerce dava için “iç hukukun tüketilmesi gerektiğini” hükme bağlamıştır. Peki kime karşı tüketilmesi gerekli bu yollar?

Kaynak:

http://www.iaj-uim.org/iuw/wp-content/uploads/2019/01/Sayan-article_Turkish.pdf


Uluslararası Yargıçlar Birliği (IAJ), YARSAV Başkanı Murat ARSLAN’a verilen hapis cezasına sert tepki gösterdi

0

IAJ internet sayfasından 19 Ocak 2019 günü aşağıdaki açıklamayı yaptı*:

Türk Mahkemesince Murat Arslan’a 10 Yıl Hapis Cezası Verildi.

Dün, sevgili meslektaşımız YARSAV Başkanı ve 2017 Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü sahibi Murat Arslan’ın hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin üzücü haberi aldık. Bu, Murat Arslan’ı on yıl hapis cezasına hükmeden bir Türk Mahkemesi tarafından yapılan sahte yargılamaya ilişkin rapordur. Bu raporun görgü tanığı yazarının kimliği burada açıklanmadı: Yalnızca, Uluslararası Yargıçlar Birliği (IAJ) Başkanlık Komitesi üyeleri ve haberlerin doğruluğunu garanti eden Genel Sekreterlik üyeleri tarafından bilinir.

Dünyaya, artık hukukun üstünlüğü ilkesiyle yönetilmeyen ve uluslararası toplumun bir parçası olmaktan uzak bir ülke olan Türkiye’de, adaletin nasıl ölçüsüzce ve çirkin bir şekilde uygulandığını göstermeye matuf olmak üzere bu haberi yaymanın doğru olduğunu düşündük:

Özgür Türkiye’nin Sevgili Dostları,

Son duruşma gerçekten görülmeye değerdi. Birincisi, Arslanımız (Türkçe’de cesur anlamında Arslan şeklinde kullanılmaktadır) çok ilham verici bir konuşma yaptı. Şimdi söyleyeceklerinin duruşmayı yöneten bu heyete yönelik yapılan bir savunma olmadığını, hukukun üstünlüğü ilkesine gerçek manada sahip çıkacak gelecek kuşak hukukçularına ilettiği bir konuşma olduğunu belirtti. Her zaman olduğu gibi ses tonunda meydan okuyan bir hal vardı. Mahkeme heyetini küçümseyen bir duruş ortaya koydu ve bunu kelimeleri ile de ifade etti. Konuşmasını avukatından aldığımda bir bütün olarak tercüme edeceğim. Mahkeme heyeti sinmişti ve bu nedenle oldukça sessizdi. Sadece orada oturuyorlar ve tepki göstermeden dinliyorlardı. Avukatı tarafından soruşturmanın genişletilmesi talebinin Mahkemece reddine karar verilerek yargılamaya devam olundu.

Kararı veren ve üç kişiden oluşan mahkeme heyetinde yargılamanın başlamasından karar duruşmasına kadar tüm duruşmalara başkanlık eden bir yargıç olmadığını sizlere hatırlatmak isterim. Dolayısıyla hiçbir yargıç, mahkeme salonunda baştan sona ne olduğunu görmedi. Karar oturumuna başkanlık eden mahkeme reisinin ise davaya başkanlık ettiği ikinci duruşma oldu. Türk ceza hukuku ise, bütün duruşmaların kararı veren hakim önünde olması gerektiğini emreder.

Savunma tarafının bütün taleplerinin mahkeme heyetince reddi üzerine, avukatlarca artık faydasız görülmesi nedeni ile herhangi bir işlem yapılmamasına yönelik tutumun benimsenmesine karar verildi. Mahkeme savunma tarafını bütünü ile dinlemesine karşılık, somut gerçeği aramak şeklinde bir karar almaya niyetli gözükmüyordu. Mahkemece çözümü uzmanlık gerektiren tartışmalı teknik konuların araştırılması yönünde bir duruş ortaya konulmadı. Yargılamanın başından sonuna kadar, açıklığa kavuşturulması gerekli konuların halline yönelik bir çabada ortaya konulmadı, çünkü sonucun ne olacağına yönelik karar çoktan belirlenmişti.

Savunma avukatlarınca heyetin tarafsızlığını yitirdiği ileri sürülerek heyetin reddi yönünde talepte bulunuldu. Mahkemece bu istemin yerinde olmadığı belirtilerek taleplerinin reddine karar verildi. Aslında Türk Ceza Muhakemesi Kanuna göre bu itirazın incelenmesi yönünden dosyanın diğer mahkemeye gönderilmesinde bir zorunluluk olmasına karşın, bu usul hükmü göz ardı edilerek mahkeme kendisi itirazı değerlendirdi ve talebin reddi yönünde karar verdi. Bu noktada avukatlar istifaya karar verdi. İstifanın ardından duruşma savcısı tarafından sanığa atılı suç için yasada öngörülen cezanın miktarı dikkate alınarak sanık için Baro tarafından yeni bir müdafii atanması gerektiğini belirtti. Heyet görüşme odasına geri döndü ve birkaç dakika sonra geri geldi. Ardından, yeni avukatların atanması gerektiği fikrini reddetti ve herhangi bir gerekçe belirtmeksizin ve delillerin ne olduğunu açıklamaksızın Arslan’ı suçlu bulduklarını ve on yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdiklerini açıkladılar. Karar açıklandıktan sonra mahkeme salonundaki herkes karara tepki gösterdi ve alkışlamak sureti ile mahkemeyi protesto ettiler. Bazı insanlar bağırdı ve burada olanları açıklayacaklarını söylediler. Sevilay (Arslan’ın eşi) bağırdı ve “Evinize nasıl gideceğinizi ve çocuklarınızın gözlerinin içine nasıl bakacağınızı merak ediyorum, yazıklar olsun size” dedi. Dirayetli idi ama derinden etkilenmişti. Bir başka eski dostumuz, “20 yıl ceza mahkemelerinde yargıç olarak görev yaptım ama bu kadar utanç verici bir duruşma görmedim” diye bağırdı. Yargıçlar bir kelime bile söyleyemeden sessizce orada beklediler.

Ardından güvenlik acele ile duruşma salonunu boşalttı. Arslan ne olacağını bildiği için yaşananlara hiçbir tepki göstermedi. Kuşkusuz tüm bu olup biten hiç kimse için sürpriz değildi.

Biz bunun bir son değil, başlangıç olduğunu ifade ediyoruz.

Saygılarımızla,””

*Tercüme: Free Judges

Kaynak:

http://www.iaj-uim.org/news/murat-arslan-sentenced-to-10-yrs-prison-by-a-turkish-court/

MEDEL (Demokrasi ve Özgürlükler için Avrupalı Yargıçlar), YARSAV Başkanı Murat ARSLAN hakkında verilen mahkumiyet kararı üzerine açıklama yaptı

0

MEDEL (Demokrasi ve Özgürlükler için Avrupalı Yargıçlar), YARSAV Başkanı ve Vaclav Havel İnsan Hakları ödülü sahibi Murat Arslan’ın ağır ve haksız mahkumiyetine ilişkin olarak 18 Ocak 2019 günü aşağıdaki açıklamayı yaptı*:

“Keyfi bir şekilde suçlanan, Türk makamlarınca ağır hukuki ihlallere maruz bırakılan ve 19 Ekim 2016 tarihinden beri tutuklu bulunan Murat Arslan hakkında açılan ceza davasının karar duruşması bugün, 18 Ocak 2019 tarihinde yapıldı.

Bugün yapılan son oturumda mahkeme kararını açıkladı ve Murat Arslan’ın 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdi.

Mahkemenin Murat Arslan’ın hapis cezasına ilişkin bugünkü hükmü beklendiği gibi şaşırtıcı olmadı! Çünkü tüm yargılama boyunca Mahkemece açıklık ve aleniyet hükümlerine riayet edilmediği gibi, ceza yargılamasında sanık haklarına ilişkin en temel usul hükümlerine de riayet edilmedi.

Murat Arslan gözaltında ve tutuklu bulunduğu süreçte birçok hak ihlali ile karşılaştı. Bulunduğu koğuşta belirlenen rakamın çok üzerinde 16 tutuklu ile birlikte kaldı ve yoğunluktan dolayı 8 ranzanın olduğu koğuşta diğer 8 kişi yerde yatmak zorunda idi. Ayrıca koğuşta yeterince tuvalette bulunmuyordu.

Yargılama öncesi tutukluluk incelemeleri mahkemelerce Olağanüstü Hal Yasası uyarınca sanıklar dinlenmeksizin dosya üzerinden yapıldı ve matbu ifadeler kullanılmak sureti ile tutukluluk halinin otomatik olarak devamına karar verildi. Dava açılmadan önce avukatların dosyaya erişimi gizlilik kararı gerekçe gösterilerek engellendi. Yine Murat Arslan cezaevinden eşine yazdığı ve mevcut durumu eleştirdiği mektubundan dolayı cezaevi yönetimince hakkında 1 ay boyunca ziyaretçi görüşmesine izin verilmemesi şeklinde yaptırımla karşılaştı.

Duruşmaya başkanlık eden yargıç dört kez değişti ve (ilk değişiklik hariç), bu değişikliklerin nedenleri hakkında hiçbir açıklama yapılmadı. Savunma tarafından tüm tanıkların tekrar dinlenmesi yönündeki talepler ( böylece aynı yargıcın bütün tanıkları dinlemesi gerçekleşmiş olacaktı) mahkeme tarafından reddedildi.

Dosyada tanık olarak gösterilen bir kişinin beyanın tespiti, savunmanın bilgilendirilmediği ve bu nedenle savunmanın katılımının sağlanmadığı bir oturumda farklı bir mahkemece gerçekleştirildi. Dahası tanık olarak dinlenilen bu kişinin kim olduğu konusunda savunmaya bilgi verilmedi ve savunma tarafından bu tanığın yeniden dinlenmesi yönündeki talepte reddedildi.

Yargılama dosyasında yer alan tanıkların birçoğu Murat Arslan lehine tanıklıkta bulundu. Daha önce beyanına başvurulan ve sanığı suçlayan bazı tanıklar ise yargılama aşamasında önceki beyanlarının doğru olmadığını, cezaevinde olmaları ya da içinde bulundukları durumun stresli koşulları nedeni ile ifadelerini tam olarak okuyamadıklarını mahkeme önünde beyanlarında ifade ettiler. Murat Arslan aleyhine tanıklıkta bulunan şahitler ise dosyaya ayrıntılı bilgi vermediler.

Dosyada somut hiçbir kanıt olmaksızın ve daha önce sanık aleyhine beyanlarda bulunan birçok tanığın yargılama aşamasında önceki ifadelerini doğrulamamasına karşın, bütün duruşmalarda sanığın tahliyesine yönelik savunmanın taleplerinin mahkemece reddine karar verilmiştir.

Sanık Murat Arslan daha önce kendisine yüklenmeyen ve sorgusuna konu edilmeyen yeni suçlamalarla yargılama aşamasında karşı karşıya bırakılmıştır. Yine Murat Arslan’ın cezaevinden eşine yazdığı mektup içeriği yeni bir iddianameye ile suçlama olarak kendisine yöneltilmiştir.

Murat Arslan (1974, Ankara, Türkiye) 14.03.2011 tarihinde YARSAV Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. Hâkim ve savcılar arasında yaklaşık 1800 üyesi bulunan YARSAV, Türkiye’de ilk ve temsil gücü bakımından en güçlü yargısal birlik örgütlenmesiydi.

Murat Arslan bu görevi sırasında yürütme ve yasama tarafından vatandaşların haklarına ve Yargı Gücünün bağımsızlığına karşı gittikçe daha fazla yapılmakta olan tüm suistimalleri kınayan, korkusuz ve cesur açıklamalarda bulundu. Türk Hükümetinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türk toplumunu tehdit eden hegemonik gücüne meydan okuyan herkese yönelttiği tehditleri dahi Murat Arslan’ın sosyal medya, gazeteler ve forumlar aracılığı yaptığı bu açıklamalara engel olamadı.

YARSAV Başkanı iken, uluslararası düzeyde Hakim ve Savcı örgütlenmelerinin (IAJ, MEDEL, EAJ) toplantılarına YARSAV temsilcisi olarak katıldı. Birçok televizyon kanalı, konferans, seminer ve panel tartışmalarında görüşlerini açıkladı. Makaleleri farklı gazete ve dergilerde (Birgün, Evrensel, Cumhuriyet, Hukuk Defterleri) yayınlandı. Yine farklı gazetelerde röportajları yer aldı. (Bu açıklamalarında her zaman Hukuk Devleti, İnsan Haklarına Saygı ve Yargının Bağımsızlığı konularını önceledi). Sivil toplum kuruluşlarınca düzenlenen; “Türkiye adalet arıyor” ve “Artvin Altın Madeni’nde Direniş” eylemlerine katıldı. İlhan Cihaner, Can Dündar-Erdem Gül ve İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Deniz Feneri hakkındaki hükümetin baskısı ile açılan siyasi davaların izlenmesinde aktif rol oynadı.

YARSAV başkanı olarak izlediği bu aktif rolün bir sonucu olarak 03 Ağustos 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nde raportör hakim olarak sürdürdüğü görevine son verilerek Sayıştay’da görevlendirilmesine karar verildi (bu atama gazete haberlerine “Sayıştay’a Sürgün Edildi” şeklinde yer aldı).

2016 yılı Temmuz ayında gerçekleşen askeri darbe girişiminin hemen ardından ülkede ilan edilen olağanüstü hal ilanı sonrası çıkarılan 23 Temmuz 2016 tarihli ilk hükümet kararnamesi ile YARSAV’ın kapatılmasına karar verildi ve Murat Arslan ile birlikte binlerce hakim ve savcının görevine son verildi. YARSAV halen Demokratik ve Özgür Avrupa İçin Yargıçlar Birliği (MEDEL), Uluslararası Yargıçlar Birliği (IAJ) ve Avrupa Yargıçlar Birliği (EAJ) üyesi olarak kabul edilmektedir.

Üçüncü dönem YARSAV başkanı olarak görevini yerine getirirken tutuklandı.

Şu anda Türkiye hakimler ve savcılar için dünyadaki en büyük hapishane durumundadır.

Murat Arslan 9 Ekim 2017 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından 2017 yılı Václav Havel İnsan Hakları Ödülü ile onurlandırıldı.

Hapsedilmesi onu susturmadı: MEDEL vasıtasıyla sesini duyurabildi, güzel ve cesur konuşması Strazburg’daki Parlamento Meclisi önünde okundu. Aynı akşam, Türk hükümeti “bir teröriste verilen onur” şeklindeki açıklama ile bu durumu eleştirdi. Bir ay sonra, Türkiye Avrupa Konseyine mali katkısını azaltmaya karar verdi.

MEDEL;

MURAT ARSLAN’IN YARGILAMA SÜRECİNDEKİ CEZA USÜL  KURALLARINDAKİ İHLALLERİ SIRALAYALIM;

ADİL BİR YARGILAMA YAPILMADI, DOLAYISIYLA BÜGÜN AÇIKLANAN HÜKÜM GEÇERLİ DEĞİLDİR, DOLAYISIYLA BU KARAR KABUL EDİLEMEZ;

MURAT ARSLAN VE AİLESİYLE BİRLİKTE, POLİTİK, HUKUKSUZ BİR BİÇİMDE YARGILANAN TÜM HAKİM  VE SAVCILARIN, HUKUKÇULARIN VE TÜM TÜRK VATANDAŞLARININ YANINDA OLDUĞIMUZU BİR KEZ DAHA VURGULIYORUZ;

TÜM ULUSLARASI VE AVRUPA KURULUŞLARINI, TÜRK HÜKÜMETİNİN İNSAN HAKLARI İHLALLERİNE SON VERMESİ, MURAT ARSLAN’LA BİRLİKTE TÜM POLİTİK MAHKUMLARIN SERBEST BIRAKILMASI ADINA  HAREKETE GEÇMESİNE ÇAĞRIDA BULUNUYORUZ.

Bu üzücü günde size Murat Arslan’ın Václav Havel İnsan Hakları Ödülü ile onurlandırıldığı zaman verdiği mesajı yeniden hatırlatalım:

“Hukukun askıya alındığı, demokratik değerlerden epeyce uzaklaşıldığı; muhaliflerin, insan hakları savunucularının, gazetecilerin, barış isteyenlerin ve çocuklar ölmesin diye bağıran insanların susturulduğu, terörist denerek damgalandığı ve tutuklandığı bir ülkenin cezaevinden size sesleniyorum. (…) Ödediğimiz bedel, hukukun üstünlüğü ve demokrasinin içselleştirileceği önümüzdeki günlere olan inancımızı arttırıyor.”

Yine eşine cezaevinden yazdığı ve cezalandırılmasına neden olduğu mektubunda yer alan umuda ilişkin sözlerini burada yeniden hatırlayalım:

“Her gece daha güzel günlerin geleceğine dair umutla ve bu iç huzuru ile uyumaya gidiyorum, her sabahta gülümseyerek uyanıyorum. Gülümseme yüzümden hiç eksik olmadı. Bu durum bana şu gerçeği çağrıştırdı: Tarih asla yüzünde bir gülümsemeyle mezara giden herhangi bir diktatör hakkında yazmadı ve asla da yazmayacak ”dedi.”

*Tercüme: Free Judges

Kaynak:
https://www.medelnet.eu/index.php/situation-in-turkey/486-medel-statement-turkey-heavy-and-unjustified-conviction-of-murat-arslan-vaclav-havel-human-rights-prize-winner

DW Türkçe’ye konuşan Alman Yargıç Ingrid Heinlein, tutuklu YARSAV başkanı Murat Arslan’ın yargılanma sürecine ilişkin gözlemlerini anlattı

0

DW Türkçe’ye konuşan Alman Yargıç Ingrid Heinlein, tutuklu YARSAV başkanı Murat Arslan’ın, yargılanma sürecine ilişkin gözlemlerini anlattı.

Haber metnine aşağıdaki linkten erişebilirsiniz:

https://p.dw.com/p/3Bcvk?tw

Kapatılan YARSAV başkanı tutuklu Murat ARSLAN’ın duruşmalarını izleyen Alman Yargıç Ingrid HEINLEIN röportajı Alman Bild gazetesinde 7 Ocak 2019 günü yayınlandı

0

Kapatılan YARSAV başkanı tutuklu Murat ARSLAN’ın duruşmalarını izleyen Alman Yargıç Ingrid HEINLEIN röportajı Alman Bild gazetesinde 7 Ocak 2019 günü yayınlandı.
Haber ve röportajın Free Judges ekibi tarafından yapılan Türkçe’ye tercümesi aşağıdadır:

“Bu Yargıç Bizim Erdoğan İmparatorluğundaki Gözümüz.

Türkiye’deki tek Alman duruşma gözlemcisi: Hakim Ingrid Heinlein (73). Ankara misyonunun masrafları Avrupa Hakimler Derneği “MEDEL” tarafından karşılanacak.

Haber: METIN GÜLMEN
07.01.2019 – 07:12

Düsseldorf / Ankara – Hakim Ingrid Heinlein (73) Düsseldorf, Krefeld, Essen ve Bochum’da yargıç olarak görev yaptı ve en son NRW Eyalet Şansölyesi’nde Avrupa medya hakları politikasında uzman olarak çalıştı. Şimdi ise Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı (64) ve yargıçlarını Ankara’da izliyor!

Hakim Ingrid Heinlein, Türkiye Anayasa Mahkemesi eski raportörü Murat Arslan (44) aleyhine açılan davayı Avrupa Hakimler Derneği “MEDEL” ve Alman “Yeni Adli Birlik” (NRV) adına duruşma gözlemcisi sıfatı ile izlemektedir. Heinlein: “Her şeyden önce, Avrupa hükümetlerine rapor veriyoruz, kamuoyunu bilgilendiriyoruz.” Ayrıca bu raporları Strasbourg’daki Avrupa Konseyi de alıyor. Şimdiye kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) AB üyeliği adayı Türkiye ile ilgili birçok şikayette bulunuldu.

Ortamın böylesine kararsız olduğu bir durumda yurtdışında süreç gözlemcisi nasıl oluyorsunuz?

Bu alanda ihtiyaç duyulan en temel özellik, hukuk alanında tam bir tecrübe birikimine sahip olmanızdır. Bu gerekliliği yerine getiren kimse hakimler birliği tarafından davet edilir.

Hakim Ingrid Heinlein’in bu konudaki avantajı, eski hakim Murat Arslan’ı duruşma gözlemcisi sıfatı almasından öncede mesleki çalışmalarından dolayı tanımış olması. “Onunla mahkemece duruşmaya ara verildiğinde hemen yan odaya getirildiği için kısaca görüşebilirim ve eski bir yargıç olarak mesleki tecrübemin bana verdiği yetkinlik ile onun psikolojik durumuna ilişkin bir değerlendirme yapabilirim.”

Duruşma gözlemcisi sıfatı ile verilen bu görevin maliyetleri MEDEL tarafından karşılanmaktadır. Duruşmalara katılımı pasaport ibrazı sureti ile gerçekleşmektedir. Bu durum duruşmaya katılımın reddi şeklinde bir potansiyel riski beraberinde getirmektedir. Heinlein, “ancak şu ana dek her şey sorunsuz devam etti ve bunun değişmeyeceğini umuyoruz” diyor.

Heinlein devam eden ve yedinci oturumu gerçekleşen duruşmanın beş celsesine katıldı. Şu ana kadar ki duruşmalara dair gözleminden çıkan sonuç, devam eden yargılamanın seyrinin endişe verici şeklinde olduğu. Savunma avukatının aktarımına göre, “savunma olarak suçlamalar konusunda kapsamlı şekilde açıklama yapma hakkımız bulunmaktadır. Uluslararası gözlemcilerin katılmadığı duruşmalarda mahkemenin yargılama biçimi daha farklı şekilde seyretmektedir. Ayrıca yargılamada tanık olarak dinlenilen kişinin ismi açıklanmamış ve bu tanığın dinlenmesi görevlendirilen bir yargıç tarafından ayrı bir oturumda gerçekleştirilmiştir. Bu şekilde savunmanın isimsiz tanığın dinlendiği oturuma katılımına imkan verilmediği için bu tanığı sorgulaması da mümkün olmamıştır.”

Bayan Heinlein gözlemci olarak elde ettiği sonuca ilişkin bir dosya hazırlayacak. Kuşkusuz dosya hakkındaki kararda gizli tanık hususu da değerlendirilecek. Ancak dosyada varılan kararın Erdoğan hükümetini etkilemesi beklenmiyor. Heinlein: “Bu bir yandan sinir bozucu olabilir. Öte yandan, Ankara’daki Avrupa baskısının yüksek kalması ve Türk adli sisteminin gelişimini izlemeye devam etmemiz bizim için önemlidir. Bu arada Heinlein, Arslan’ın beraat edeceğine inanmıyor ve “bunun bir örnek olacağından korkuyorum” diyor.

Murat Arslan’ın yargılandığı davanın konusu ise:

Murat Arslan yargılandığı dosyada, 2016 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı gerçekleştirilen başarısız darbe girişiminin sorumlusu olarak gösterilen Fethullah Gülen’in (77) takipçisi olmakla suçlanıyor.

Anayasa Mahkemesi eski raportörü Murat Arslan halen yüksek güvenlikli bir cezaevinde tutuklu olarak bulunmaktadır. Hakkında terör örgütüne üye olmak suçlaması yöneltilen Arslan’ın en az 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılması talep edilmiştir. İnsan Hakları Ödülü sahibi Arslan’ın bir sonraki duruşması 18 Ocak’ta. Arslan daha önce Erdoğan’ı “otoriter” ve “totaliter” olarak nitelendirdiği bir mektubundan dolayı da –Türkiye’de bu eylemin cezası 2 yıldan fazla hapis cezası- yargılanmakta. Arslan hakkındaki kararın 18 Ocak tarihli duruşmada açıklanması bekleniyor.”

Kaynak:
www.bild.de

0

              FREE JUDGES

2016 yılının 15 Temmuz gecesi Türkiye’nin ve Türk yargısının en karanlık dönemlerinden birinin başlangıç tarihi oldu.

Üzerinde hala birçok soru işaretini barındıran tartışmalı 15 Temmuz darbe teşebbüsü gecesinde, henüz tanklar sokaklarda, kalabalıklar meydanlarda iken, hatta darbeye katılan askerlerin isimleri dahi belirlenememişken, darbe teşebbüsünün başlamasından yaklaşık 3 saat sonra olağanüstü toplanan Hakimler Savcılar Yuksek Kurulu (HSYK) gece saat 01.00’da, 2745 hakim ve savcıyı açığa aldığını duyurdu.

2745 ismi belirleyip, alt alta yazmanın bile ne kadar uzun zaman alacağı düşünüldüğünde, herşeyin önceden planlandığı, HSYK’nın ‘o’ geceye çok önceden hazır olduğu anlaşılıyordu. Yani HSYK, haklarında en basit adli ve idari soruşturma açılması dahi anayasal güvence altında bulunan hakim ve savcıları, hukuka aykırı şekilde, çok önceden gruplara ayırmış, tek-tek fişledikleri hakim ve savcılardan tasfiye etmeye karar verdikleri isimler hakkında düğmeye basmak için 15 Temmuz’u beklemeye başlamıştı.   

Açığa alınan hakim ve savcılar 16 Temmuz sabahı gözaltına alınmaya başlandı ve ilerleyen günlerde de büyük çoğunluğu tutuklandı. Tutuklama kararlarında gerekçe olarak, HSYK’nın açığa alma kararı ve darbe teşebbüsü gösterildi. Oysa tutuklanan hakim ve savcıların dosyalarının hiçbirinde, bu hakim ve savcıların darbeye katıldıklarına dair en küçük bir ‘emare’ gösterilmemişti. HSYK’nın açığa alma kararında da somut bir gerekçe yoktu. Yani hakim ve savcılar, haklarında somut herhangi bir suçlama ve delil olmaksızın, sadece önceden hazırlanan fişleme listelerinde isimleri olduğu için tutuklanmışlardı.

15 Temmuz’da başlayan ‘büyük yargı tasfiyesi’ sonraki aylarda da tüm hızıyla devam etti. 2018 yılı içerisinde bu sayı 5000’e yaklaştı. Son olarak geçtiğimiz hafta 17 hakim ve savcı daha meslekten ihraç edildi ve bir kısmı tutuklandı. Bugün artık bu tasfiyelerin amacını daha net değerlendirmek mümkün: İktidar ülkede otoriter yeni bir rejim kurmak istiyordu. 15 Temmuz öncesi böyle bir rejimi hayata geçirmek mümkün değildi. Bu nedenle yargıyı tasfiye etmek, tasfiye edilmiş yargıyı silah olarak kullanmak gerekiyordu. İşte 15 Temmuz’u bahane ederek kendi siyasi hesapları ve planlarına engel ol(a)mayacak bir yargı yarattılar.

Önce hakim ve savcıları, sonra gazetecileri, insan hakları aktivistlerini, akademisyenleri, askerleri, polisleri, işadamlarını vs. tutukladılar. Kısacası, yeniden şekillenen yargı yeni otoriter rejimin muhalif tasfiye aracı haline getirildi.

İçinden geçtiğimiz bu süreci ‘Türk yargısının en karanlık dönemi’ olarak nitelendirmek hiç de abartı değildir. Zira Türkiye’de yargı, darbeler döneminde dahi bu ölçüde kontrol altına alınmamıştı. 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında, Yargıtay’ın 241 üyesinden 66’sı, Danıştay’ın 54 üyesinden 28’i re’sen emekliye sevk edilirken toplamda 3 bin 123 hakim ve savcının 520’si emekli edildi. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında ise emekliye sevk edilen hakim ve savcı sayısı toplam 47’ydi. Her iki darbe sonrasında da, tasfiye edilmek istenen hakim ve savcılar sadece emekli edildi ve tasfiye oranı 15 Temmuz sonrasıyla kıyaslanamayacak ölçüde düşüktü.  15 Temmuz sonrasında ise, 2 Anayasa Mahkemesi üyesi, 140 Yargıtay üyesi, 48 Danıştay üyesi ile 4853 hakim ve savcı meslekten ihraç edildi, kadın hakimler de dahil olmak üzere binlerce yargı mensubu tutuklandı. İhraç edilenlerin mallarına el konuldu, diğer kurumlarda çalışmalarıve serbest avukatlık yapmaları dahi engellendi.

15 Temmuz darbe girişimi bahane edilerek tasfiye edilen, tutuklanan hakim ve savcı sayısı ve oranının dünya tarihinde başka bir örneğinin olmadığını düşünüyoruz.

16 Temmuz sabahında, hakim ve savcıların evleri basılırken değişik sebeplerle teslim olmayan ve zaman içerisinde cezaevi dışında kalmayı bir şekilde başaran bir kısım yargı mensubu Turkiye’deki hukuksuz uygulamalarla  mücadele etme ve Türkiye’deki meslektaşlarının ve ailelerinin yaşadığı mağduriyetleri ellerinden geldiği kadarıyla tüm dünyaya duyurma yolunu seçtiler.

İşte Free Judges Platformu bu şekilde cezaevi dışında kalmayı başarmış, başlangıçta twitterdaki kendi hesaplarından hukuksuz uygulamalara maruz kalmış meslektaşlarının dramını gündeme getirmeye çalışan birkaç yargı mensubunun biraraya gelmesiyle ortaya çıktı. Öncelikli amacımız, Türkiye’deki yargı mensuplarının mağduriyetlerini uluslararası kamuoyuna duyurmak, hukukun üstünlüğüne inanan ve bunun için mücadele eden özellikle Avrupalı kişi, kurum ve kuruluşların Türk hakimlerinin mağduriyetlerinden haberdar olmalarını sağlamak, desteklerini almak ve böylelikle hukukun evrensel ilkelerinin Türkiye’de ve dünyada uygulanmasına katkıda bulunmaktır.

‘Bugüne kadar başarılı oldunuz mu?’ diye sorarsanız; cezaevlerinden cesetleri çıkan hakim ve savcıları, cezaevi hücrelerindeki bir kısmı kadın meslektaşlarımızı, cezaevi içerisinde birbiriyle dahi görüştürülmeyen  Anayasa Mahkemesi-Yargıtay-Danıştay üyelerini, minimum 6 yıl 3 ay hapis cezası alan binlerce yargı mensubunu ve uluslararası kurum ve kuruluşların mağduriyetleri gidermekten uzak, yetersiz çabalarını birlikte değerlendirince: Hayır!  Yeterince başarılı olamadık.

Bununla birlikte biz, ancak hukukun üstünlüğünün olduğu, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı bir dünyada insanların mutlu olabileceğine inanıyoruz. Bu inancın yılgınlığa düşmeden, uğruna mücadele etmeye değer olduğunu düşünüyoruz.

Çağdaş anayasal demokrasinin temel esaslarının ortadan kaldırıldığı Türkiye’de, hukukun üstünlüğüne dönüşün ancak bağımsız ve tarafsız bir yargının tesisine, iktidarın baskısıyla tutuklanmak, meslekten atılmak ya da sürülmek suretiyle sindirilen ve özgürlüklerini kaybeden hakim ve savcıların yeniden özgürlüklerine kavuşmalarına bağlı olması nedeniyle de, bu platforma “FREE JUDGES” diyoruz.