Yazı, 25 Ocak 2019 günü İspanya’nın El Pais gazetesinde yayınlandı:
“YAZIKLAR OLSUN SİZE”
Diego García-Sayán
“Merak ediyorum, eve gittiğinizde kendi çocuklarınızın gözlerinin içine nasıl bakacaksınız? Yazıklar olsun size!” dedi Murat Arslan’ın eşi Sevilay birkaç gün önce. 18 Ocak Cuma günü eşini mahkûm eden üç hâkimin ifadesiz suratlarına bakarken aslında Türk demokratik toplumunun çileden çıkmış hislerine de tercüman oldu.
Bağımsız bir hâkim ve bir Türk demokratı olan Arslan’ın, politik kontrol altındaki mahkeme tarafından 10 yıl hapis cezasına mahkûm edilmesi yargı sürecindeki hukuki teminatların açık ihlalidir ve ileride demokrasi geri geldiğinde hiç şüphesiz ülkesi için bir sembol olacak.
Oldukça tecrübeli bir hâkim olan Arslan, diğer yüzlerce Türk hâkim gibi, 2016 Temmuz darbe girişimi sonrasında, baskıcı rejimin ana hedeflerinden birine dönüştü. Aralarında binlerce hâkim, polis, askerlerin de bulunduğu kamu görevlileri, zulme uğradı, gözaltına alındı, çoğu işkence gördü, birçoğu mahkemeler tarafından “eşsiz düşünce” kuralına göre mahkûm edildi. Murat Arslan da onlardan biriydi.
Böylece bağımsız yargının imhası tamamlanmış oldu. Duruşmalara tanık olan birinin Murat Arslan duruşmasına ilişkin gözlemleri; Stalin’in Vishinsky gibi Krallığa yaptıklarıyla şeytani bir benzerlik gösteriyor. “Eski Kıta”nın gözleri önünde kimi zaman görmezden gelinen Türkiye’de neler oluyor? Her ne kadar, bu köşede neredeyse Latin Amerika meseleleri veya diğer global mevzuları vurgulasam da Hâkim ve Savcıların Bağımsızlığı için Birleşmiş Milletler Özel Raportörü olan statüm gereği bugün Türkiye’ye ilişkin konuşmak zorundayım. Ancak şunu da ifade etmeliyim ki bu, ‘istisna’ olarak düşünülmemelidir. Zira yargı bağımsızlığı haklı ve evrensel bir meseledir. Murat Arslan kimdir, hakkındaki ceza yargılaması sureci nasıl işlemektedir ve neden hakkında mahkûmiyet kararı verilmiştir?
Kendisi, Ekim 2016’dan bu yana tutuklu olup Avrupa Konseyi O’nu 2017 Václac-Havel İnsan Hakları ödülüne layık görmüştür. Bu hapis cezası, yargı bağımsızlığına en ciddi ve en büyük saldırılardan biri olmakla birlikte, aynı zamanda politik güce karşı bağımsız hareket (2) edenlere de bir mesaj gibi görünmektedir. Bağımsız bir hâkim olan Arslan, Türk hükümeti için işini zorlaştırma, davacıların usule dair hakları garanti etme ve politik güce karşı direnişe sebep olmuştur. On binlerce diğer Türk insanı gibi, O da hakkında herhangi bir yasal dayanaktan yoksun bir biçimde bir gecede “terörist” olmakla suçlanmıştır.
Avrupa’daki dört ana yargıç derneğini bir araya getiren “Bağımsız Bir Türk Yargısı Platformu”, temel savunma hakkında olduğu gibi yargılama usulünde bir dizi aykırılıklar tespit etmiştir. Son duruşmasında yer alan, misillemeden kaçınmak amacıyla kimliğini gizli tutan bir tanık, Arslan’ın sözde yargılama karşısında hayali savunma yapmayı reddederek, “Adalete inanmış hakimlere sesleniyorum, sizlere değil’’ diyerek doğrudan gelecek nesillere seslenmiştir.
Mahkeme sessiz kalmıştır. Murat Arslan hakkında mahkûmiyet hükmünü veren, üç hâkimden oluşan heyetin hiçbiri yargılamanın başındaki aşamalarda davaya katılmamıştır… Halbuki Türk ceza yargılama usul kuralları uyarınca mahkûmiyet hükmünü veren hakimlerin yargılamanın her aşamasında yer alması zorunludur.
Arslan’ın şahsında bağımsız hakimlere yönelik bu saldırı ciddi bir durumdur. Ve ayrıca, benim daha önce (12/01/2018) tarihinde de burada belirttiğim gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, açılan davaları kabul edilemez bulmuş ve pratikte Türkiye’den gelen on binlerce dava için “iç hukukun tüketilmesi gerektiğini” hükme bağlamıştır. Peki kime karşı tüketilmesi gerekli bu yollar?
Kaynak:
http://www.iaj-uim.org/iuw/wp-content/uploads/2019/01/Sayan-article_Turkish.pdf
