HABER| Ensar Vakfı’nın Ankara Şube Başkanı avukat Ercan Poyraz, savcı oldu

0

Adalet Bakanlığı ve HSK’nın, AKP teşkilatlarında görev yapmış 113 avukatı hâkim savcı yapmasıyla ilgili skandallar sürüyor.

Çocuklara cinsel istismar olaylarının yaşandığı Ensar Vakfı’nın Ankara Şube Başkanı avukat Ercan Poyraz, Gaziantep Cumhuriyet Savcısı oldu.

Poyraz, Ensar Vakfı’nın yöneticiliğini yaparken düzenlediği panellere çok sayıda AKP’li bakanı ve milletvekilini davet etmişti. Vakfın Ankara yönetiminde iki AKP’li vekil de yer alıyordu.

AKP teşkilatlarında veya Ensar Vakfı gibi İslamcı vakıflarda görev alan kişilerin hakim ve savcı olarak atandığının kamuoyu tarafından bilinip tartışılmasını istemeyen iktidar, bu konuda medyada yer alan haberlere de yargı eliyle engellemeler getirmektedir. Sözcü’nün “113 AKP’li hakim ve savcılığa atandı” başlıklı haberine erişim BAKIRKÖY 2. SULH CEZA HAKİMLİĞİ’nin 30-03-2018 tarih ve 2018/2595 sayılı kararı ile engellenmiştir.

Kaynak:
1. birgun.net
2. sozcu.com.tr

HABER| Hakimi gözaltına alırken ağzına silah sokup darp etmişler!

0

 

15 Temmuz askeri darbe girişimi sonrasında haklarında yakalama kararı çıkarılan ve 2017’nin son aylarında saklandıkları evde gözaltına alınan Eski Diyarbakır hakimi Mesut Orta ve eski Yargıtay Savcısı Hasan Yalçın’a Diyarbakır KOM polisinin işkence yaptığı iddia edildi. Her iki yargı üyesi de gözaltı esnasında polis tarafından darp edildiklerini belirterek şikayetçi oldu. Ancak savcılık tutuklu yargı mensupları Hasan Yalçın ve Mesut Orta’nın ifadesini almadan dosyayı takipsizlik ile kapattı. Suç duyurusunda bulunan Hakim Mesut Orta’nın gözaltı sırasında yere yatırıldığını ve polisin ağzına silah sokarak tehdit ettiği iddiaları da yer alıyor. Ancak şikayette bulunulan savcılığında işkence iddialarıyla ilgili ifade almadan dosyayı kapattığı öğrenildi. Karara yapılan itirazın sonucu ise henüz açıklanmadı.

İddialara göre; polisin takip altına aldığı bir şahıs, haklarında tutuklama kararı olmasına rağmen teslim olmayan iki yargı mensubunu saklıyordu. Diyarbakır KOM polisi tespit ettiği eve baskın düzenleyerek Hakim Mesut Orta ve eski Yargıtay savcısı Hasan Yalçın’ı yakaladı. Hakaretler ve küfürler savuran polis yere yatırdığı yargı mensuplarının darp etmeye başladı. Polisler Hasan Yalçın’ın kafasına ayakları ile bastı. Yalçın sağlık kontrolünde yüzündeki yaraları tutanağa geçirtti. Polis baskın sırasında hakim Orta’yı ise tekme tokat yere yatırdıktan sonra ağzına silah sokup, sinkaflı küfürler etti.

Polisin ters kelepçesi ve sert muamelesinden dolayı el parmaklarında hassasiyet oluşan Orta, 4 gün gözaltında kaldıktan sonra Gaziantep adliyesine götürüldü. Adliyede işkenceyle ilgili polislerden şikayetçi oldu. Fakat Diyarbakır savcılığı ilerleyen günlerde dosyaya takipsizlik kararı vererek kapattı. 12 Ocak 2017’de tek kişilik hücreye konulan hakim Orta’nın aynı zamanda şeker hastası olduğu belirtildi. Hakim Mesut Orta, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “maalesef kaptırdık” dediği ve aleyhine delillerin sızdırılmasından endişe ettiği için kapatılması istediği UYAP sisteminin kurucuları arasında olmasıyla biliniyordu. Orta, Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Daire Başkanlığı’nda görev yapmıştı.

Diğer yandan tutuklu Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Hasan Yalçın’ın annesinin vefat ettiği, Gaziantep H Tipi Cezaevi yönetiminin işlemleri geciktirmesi nedeniyle Safranbolu’da düzenlenen cenaze törenine yetişemediği öğrenildi. Yalçın’ın yol masrafları bile ailesi tarafından karşılandı.

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan davada eski Diyarbakır hakimi Mesut Orta hakkında “silahlı terör örgütü yönetme” suçundan 22,5 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Kaynak:
grihat.com

HABER| Hürriyet: HSK atama yaptı… Danıştay Başkanı’nın kızı 1 günde Yargıtay’a terfi etti

0

 

Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nca (HSK) dün yayımlanan kararnameyle adli yargıda 326, idari yargıda 30 olmak üzere 356 hâkim ve savcının görev yeri değişti. Kararnameye Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün kızı Gonca Hatinoğlu da girdi. HSK 1. Dairesi, 356 hâkim ve savcıyı kapsayan yeni bir mazeret ve ihtiyaç kararnamesi yayınladı. Kararname ile HSK’nın 19 Mart (önceki gün) tarihli kura kararnamesi sonucuna göre mesleğe kabulü yapılan Gonca Hatinoğlu, aynı tarihte Cumhurbaşkanlığı’nda yapılan kura töreniyle Elazığ Hâkimliği’ni çekmişti. Hatinoğlu, dün yayımlanan mazeret kararnamesi ile Yargıtay Tetkik Hâkimliği’ne atandı.

CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, twitter’dan Yargıtay 6. Daire eski Başkanı Mustafa Lütfi Tombaloğlu’nun oğlu Onur Tombaloğlu’nun da Kilis’te göreve başlamasına rağmen 24 saat içinde Ankara Hâkimliği’ne atandığı iddiasında bulundu.

Kaynak:
hurriyet.com.tr

RAPOR| Türkiye: BM raporu, uzatmalı olağanüstü hal döneminde yaşanan yaygın insan hakları ihlallerini detaylı anlatıyor

0

 

CENEVRE (20 Mart 2018) – BM İnsan Hakları Ofisi tarafından Salı günü yayınlanan rapora* göre Türkiye’de olağanüstü halin rutin olarak uzatılması yüzbinlerce kişinin -çalışma hakkı ve hareket özgürlüğünden keyfi olarak mahrum bırakılmasından, işkence ve diğer kötü muamele, keyfi tutuklama ile örgütlenme ve ifade özgürlüğü hakkının kısıtlanmasına kadar uzanan, insan haklarının yoğun bir şekilde ihlal edilmesine yol açmıştır.

1 Ocak ve 31 Aralık 2017 dönemini kapsayan rapor, olağanüstü halin insan hakları durumunun kötüleşmesine ve Türkiye’de hukukun üstünlüğünün aşınmasına yol açtığı ve “Türkiye’nin kurumsal ve sosyo-ekonomik yapısı üzerinde uzun süreli etkisi olabileceği” uyarısında bulunuyor.

BM İnsan Hakları Ofisi, Türkiye’nin 15 Temmuz 2016’da yapılan darbe girişimini ve bir dizi terör saldırısını ele alırken karşı karşıya kaldığı kompleks zorlukları kabul etmekle birlikte, rapor, “[olağanüstü hal] kararnamelerin sayısının çokluğu, sıklığı ve bazılarının ulusal güvenliğe yönelen tehditlerle alakasının olmaması…. olağanüstü hal yetkilerinin hükümeti eleştiren veya ona muhalefet edenleri bastırmak için kullanıldığına işaret ettiğinin görüldüğünü” belirtiyor.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Al Hussein “Rakamlar çok sarsıcı: 18 aylık olağanüstü hal dönemi boyunca yaklaşık 160.000 kişi gözaltına alındı; büyük çoğunluğu keyfi bir şekilde olmak üzere aralarında öğretmen, hâkim ve avukatların da olduğu 152.000 devlet görevlisi ihraç edildi ya da soruşturmaya uğradı; gazeteciler tutuklandı, medya kuruluşları kapatıldı ve internet siteleri engellendi- Türkiye’de arka arkaya uzatılan olağanüstü hal açıkça, çok sayıda insanın haklarının ciddi ve keyfi bir biçimde kısıtlanması için kullanılmıştır,“ dedi.

Yüksek Komiser “Raporun en endişe verici bulgularından biri” diye ekledi: “Türk makamlarının, hamile olan ya da yeni doğum yapmış 100 kadını, çoğunlukla terör örgütleriyle bağlantılı olduğundan şüphelenilen kocalarıyla “iştirakleri” olduğu gerekçesiyle nasıl gözaltına alınabildiklerine dair raporlardır. Bazıları çocuklarıyla, bazıları çocuklarından şiddetli bir şekilde ayrılarak gözaltına alınmıştır. Bu sadece ölçüsüz değil, tümüyle zalimane ve kesinlikle ülkeyi daha güvenli hale getirmekle ilgili bir durum değil,” dedi.

Rapor, Nisan 2017’de yapılan referandumun, Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkilerinin hem yasama hem de yargı alanında genişletmesinin, yargının işlerine müdahale edilmesi ve meclisin yürütme üzerindeki gözetim yetkisini kısıtlamasına yol açması nedeniyle ciddi problem olduğuna atıf yapmaktadır. 2017 yılı sonu itibarıyla, birçoğu olağanüstü hal ile ilgili olmayan konuları düzenleyen ve sivil toplum aktörlerinin meşru birçok faaliyetini kısıtlamak için kullanılan yirmi iki olağanüstü hal kararnamesi (raporun kapsadığı dönemden sonra iki tane daha) yayınlanmıştır. Rapor, bu kararnamelerin, kararnameler çerçevesinde hareket eden idari makamlara dokunulmazlık sağlayarak cezasızlığı teşvik ettiğini de belirtmektedir.

Rapor, özel mesajlaşma uygulamaları kullandıkları için ya da sosyal medya hesabı kontaklarının incelenmesi neticesinde Gülen ağına dâhil oldukları düşünülen ve bu sebeple ihraç edilen birçok kişinin durumuna dair bilgiler de içermektedir. Rapor, “Kararnamelerin, söz konusu bağlantının niteliğini açıklamayan ve yetkililere geniş yetkiler veren ‘terör örgütleriyle iltisaklı ve irtibatlı’ kavramına yaygın olarak atıf yaptığını” belirtmekte ve “ciddi usul ihlalleri olduğunu” eklemektedir. “Birçok kişi tutuklandı… kendilerine karşı somut bir delil sunulmadı ve birçoğu kendilerine karşı yürütülen soruşturmadan habersizdi.”

Rapor, ayrıca şiddetli dayak, cinsel taciz tehdidi ve gerçek cinsel saldırı, elektrik şoku, basınçlı suya maruz bırakma dâhil olmak üzere gözaltında polis, jandarma, askeri polis ve güvenlik güçleri tarafından yapılan işkence ve kötü muameleyi de belgelemektedir.

İhraç edilenler gelirlerini, sosyal haklarını, sağlık sigortalarını ve hatta evlerini kaybettiler; çeşitli kararnamelerde, ihraç edilen kamu görevlilerinin “kamu konutlarını ya da vakıf konutlarını 15 gün içerisinde boşaltmaları gerektiği” hükmü yer almaktadır.

Raporda, “Olağanüstü halin amacının demokratik kurumların normal işleyişinin yeniden tesis edilmesinden ibaret olduğu belirtilse de, kamu görevlilerin ailelerinin kamu konutlarından tahliye edilmesi gibi önlemlerin bu hedefe nasıl bir katkıda bulunabileceği belirsizdir,” denilmektedir.

Rapor ayrıca, yaklaşık 300 gazetecinin yayınlarının “terörü savunan hassasiyetler” içerdiği ya da “sözlü suçlar” ya da terör örgütlerine “üyelik” saçmalamasıyla tutuklandığını belirtmektedir. 2017 yılında aralarında çok fazla sayıda Kürt odaklı internet ve uydu TV kanallarının bulunduğu 100,000’den fazla internet sitesinin erişime engellendiği rapor edilmiştir.

Rapor, olağanüstü hal sırasında hakların kısıtlanmasına yönelik tedbirlerin “durumun zaruretine sıkı sıkıya bağlı şekilde sınırlandırılması yani, tedbirlerin süre, coğrafi kapsam ve maddi kapsam ile orantılı ve sınırlı olması gerektiğini” vurgulamaktadır.

Rapor, Türkiye’nin olağanüstü hali derhal sona erdirmesini, kurumların normal işleyişlerine geri döndürülmesini, olağanüstü hal kararnameleri de dâhil olmak üzere Türkiye’nin uluslararası insan hakları yükümlülükleri ile bağdaşmayan tüm mevzuatın gözden geçirilip yürürlükten kaldırılmasını tavsiye etmektedir. Rapor, ayrıca keyfi olarak gözaltına alınan ve ihraç edilen mağdurların bağımsız ve bireysel olarak değerlendirilmesi ve tazminat sağlanmasına dair ihtiyacın da altını çizmektedir.

Rapor ayrıca, Türkiye’nin Güneydoğusunda yaşanan insan hakları ihlallerine dair iddiaların devam etmesinin, BM İnsan Hakları Ofisinin bölgedeki duruma dair Mart 2017 tarihinde yayınladığı raporunda** vurguladığı örnekleri teyit ettiğini belirtmektedir. Bunlara, öldürme, işkence, kadına yönelik şiddet, aşırı güç kullanımı, barınma ve kültürel mirasın yok edilmesi, acil sağlık hizmetlerine, güvenli su ve geçim kaynaklarına erişimin engellenmesi, ifade özgürlüğü hakkının ciddi bir şekilde kısıtlanması dâhildir. Raporda, Güneydoğu’da 2015-2016 yılları arasında yürütülen güvenlik operasyonları sebebiyle meydana gelen sivil ölümleri ile ilgili Türkiye’nin inandırıcı ceza soruşturmaları yürütmekte başarısız olduğu belirtilmiştir. Milli Savunma Bakanlığına göre Temmuz 2015 – Haziran 2017 tarihleri arasında 10,657 “terörist etkisiz hale getirilmiştir”. “Etkisiz hale getirilme” cümlesinin anlamına dair belirsizlik derin bir kaygı uyandırmaktır. Yüksek Komiser Zeid, bu kişilerin akıbeti hakkında yetkililerin detaylı bilgi sağlaması çağrısında bulundu.

Yüksek Komiser “Türkiye Hükümeti’ni bu ciddi insan hakları ihlalleri iddialarını soruşturmaya ve faillerin adalete teslim edilmesini sağlamaya çağırıyorum” dedi. “Hükümete, ofisimin ülkenin Güneydoğusundaki insan hakları durumunu doğrudan, bağımsız ve nesnel olarak değerlendirebilmesi için tam ve sınırsız erişime izin vermesi için yaptığım çağrımı tekrar ediyorum.”

Bu rapor, 104 mağdur, tanık ve mağdurların akrabaları ile yapılan görüşmelerden elde edilen bilgiler; hükümet kaynaklı bilgilerin analizi ve ayrıca açık kaynaklardan elde edilen dokümanlar, uydu görüntüleri ile görsel-işitsel materyaller ve ilgili ve güvenilir diğer materyallerden elde edilen bilgilere dayanarak hazırlanmıştır. Rapor, Türkiye’deki insan hakları durumunun eksiksiz ve tam kapsamlı bir açıklaması değildir, ancak ülkede hak ihalelerinin örneklerini göstermektedir. Misillemeleri önlemek amacıyla kaynakların gizliliği kesin bir şekilde korunmaktadır.

Raporun tamamına erişmek için:
www.ohchr.org

HABER|TUTUKLU SAVCI MEHMET FATİH TAŞ HÜCRESİNDE KALP KRİZİ GEÇİRDİ

0

 

16 Temmuz’da Hakim ve savcılara yönelik operasyonda tutuklanan savcı Mehmet Fatih Taş, tutuklandığı günden beri yalnız tutulduğu hücrede kalp krizi geçirdi.

Sağlık sorunları hücrede de devam eden savcı Taş’ın kalbinin kısa süre durduğu, yapılan müdahale sonrasında hayata döndürüldüğü belirtildi.

Hakkında yürütülen soruşturma henüz tamamlanmayan Taş hakkındaki dosya ise Antep’e, Adana ve Yargıtay arasında gidip geliyor. Osmaniye Cezaevinde kalan Taş hakkında iddianame hazırlanmazken, sağlık durumunun dikkate de alınmadığı aktarıldı. Öte yandan 16 Temmuz’dan bu yana tutuklamaya gerekçe gösterilen suçlamaları soruşturacak bir savcılık da 18 aydır bulunamadı.

Taş’ın hücrede tutularak psikolojik işkenceye maruz kalmasının yanı sıra hakkındaki suçlamalara dair iddianameyi hangi ildeki savcılığın yürüteceği bile 18 ayda belirlenemedi.

Kaynak:
grihat.com

HABER| Bir muhrec* hakimin portresi: Zeynep Mercan: “İlk defa olduğum gibi hissediyorum.”

0

 

‘Muhrec Giresun Hakimi.’ Twitter’da kendisini böyle ifade ediyor Zeynep Mercan. Profilinde ayrıca, 27 yıl hapis yatmış, engizisyon vahşetini yaşamış İtalyan Toplumcu Düşünür Tommaso Campanella’nin (1568-1639), Ütopya türünün örneklerinden ‘Güneş Ülkesi’ adlı kitabındaki şu cümle dikkati çekiyor: ‘Ben doğacak yeni sabahların çan sesiyim.’ Arka plan kısmında ise Nikos Kazancakis’e (1883-1957) ait şu cümle var: “Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm.”

TWITTER’DA BİR HAKİM

Peki, kimdir Zeynep Mercan. Önce, Twitter’da dikkatimizi çeken paylaşımlarına baktık. Birçok konuda ifade özgürlüğünü, insan haklarını savunan paylaşımları vardı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvurunun ‘İç hukuk yolları tüketilmediği’ gerekçe gösterilerek reddedildiği haberi dışında ise, ona dair pek bir haber yoktu. En iyisi kendisiyle konuşmaktı. Öyle yaptık.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi yaşandığında hakim olarak görev yaptığı Giresun’daymış: “Görev sürem 3 yıl olmasına rağmen iki yıla indirilip Muş’tan isteğim dışında Giresun’a gönderildim. 5 gün olmuştu göreve başlayalı. Evimde televizyon kurulu değildi. İnternet yoktu. Mobil internet de dolmuş. Gece 11 gibi arkadaşımın mesajı ile öğrendim darbe girişimini. Sonra İstanbul’daki kardeşimi aradım. O da haberleri doğruladı. ‘Bu yüzyılda darbe mi olur’, diyorum. Aklım almıyor. Sabah kalktım, Giresun’da her şey olağan.”

GÖZALTI VE TUTUKLULUK SÜRECİ

Ancak akşama doğru kardeşi arar ve “Abla ismin çıktı medyada. Gözaltına alınacaklar listesinde’ der. Zeynep Mercan’ın henüz 18 aylık bir çocuğu olduğu için, ‘Gelelim, çocuğu kime bırakacaksın?” der. Zeynep Mercan da, “Bu itibar edilecek bir şey değil” yanıtını verir ve akşam saat 10 gibi uyur. Gece kapıları çalar. Saat 3’tür, 10 polisle birlikte, bir gün önce tanıştığı savcı beydir gelen. “5 saate yakın ev araması yaptılar ve ‘Anayasal düzeni bozmaktan gözaltındasınız’ dediler.”

Sonra emniyete götürülür. 2 gün gözaltında kaldıktan sonra savcılığa sevk edilir. İfadesi alınmadan önce görevden uzaklaştırma yazısı tebliğ edilir. Sonrasını da şöyle anlatıyor: “Savcının elinde 30 soru vardı. ‘FETÖ/PDY’nin evlerinde kaldınız mı?’, ‘Himmet verdiniz mi?’, ‘İngilizce puanınız kaç?’, ‘Yurt dışına gittiniz mi?’, ‘Dershanelere gittiniz mi?’. Ben de, ‘Tüm bu olanların benimle ne alakası var.’ diyorum. ‘Ben bir şey söyleyemem. Benim de bir fikrim yok. Sadece bu soruları cevaplandırın dedi savcı bey.”

Sonra da, gece 1 gibi tutuklamaya sevk edilir. Kendisine hakimlikte, özellikle 2014 yılında yapılan HSKY seçimleri sorulur. “Orada ne tür faaliyetlerde bulundunuz?” diye. Ardından anayasal düzeni bozmak suçundan tutuklanır ve 65 gün tutuklu kalır. Sonra da çocuğu küçük olduğu için tahliye edilir.

‘YAKLAŞIK 10 YIL ÖNCE CEMAAT EVİNDE KALDIM’

1 ay sonra tekrar gözaltına alınır. Hakkında ifade vardır: “Üniversite döneminde ve üniversite sonrasında kaldığım bir ev vardı. Onunla ilgili itirafçı beyanları olmuş. Ben tekrar gözaltına alındım. 11 gün daha gözaltında kaldım. Sonra savcılıktan serbest kaldım. Ardından haziran ayında davam açıldı. Geçen cuma da 6 yıl 3 ay hapis cezası verdiler. Gerekçeli kararı gördükten sonra istinaf mahkemesine itiraz edeceğiz. Tutuksuz devam edecek.”

Ve hakkındaki kararı 2 Mart 2018 günü Twitter’da şu sözlerle paylaşır: “Günaydın herkes:) az önce mahkemem 6 yıl 3 ay ceza verdi bana.. şimdilik hayallerimi erteliyorum fakat hayal kurmaya devam. ve evet bu bir iş ilanıdır, hayat devam ediyor di mi:)”

Peki, ihraç edilmiş bir hakim olarak, bugüne kadar hep yukarıdan ve karşıdan baktığı sanık sandalyesinde hakkındaki bu kararı duyduğunda neler hissetmişti?

Yanıtı şöyle: “Ben açıkçası beraat etmeyi bekliyordum. Sadece 10 yıl öncesine ait tanık beyanları var. Benim de kabul ettiğim bir kısım var Cemaate dair. Bir dönem Cemaat evinde kalmışlığım vardı, onu anlattım. Marmara Hukuk Fakültesinde okudum ben. 2008 mezunuyum. Üsküdar’da bir evde kaldım bir süre. Normalde Beykoz Kavacıklıyız. Orada kendi evimiz var. Anneannem oturuyor. Ama anneannemin oturduğu eve geç gelmek sorun oluyordu. Arkadaşım Cemaat evinde kalmasına rağmen benden çok daha rahattı. Kendisi, ‘Gel beraber kalalım, Cemaatte bir görevi olmayanlar çok daha rahattır’ dedi. Ben de bir süre o evde kaldım. Ama ben İngilizce kursuna gidiyordum ve evde kalanları da teşvik ediyordum. Orada ‘bölge ablası’ denen birisi vardı. Beni çağırdı. ‘Sen kendi örgütünü mü kurmaya çalışıyorsun. Sen kimseye İngilizce kursunu tavsiye edemezsin. Ancak bizim iznimizle gidebilirsiniz. Bizim izin verdiğimiz kişiler gidebilir. Sen kafana göre bunları yapamazsın’ dedi. Beni itham edince ben ayrıldım oradan. 3 ay kadar kaldım orada. Daha sonra da mezun oldum. İlk girdiğim hakimlik sınavını kazanamadım. Daha sonraki sınavı da 0.5 puan ile kaybettim. 1 yıl sonra tekrar bir sınav olacaktı. Yine yaklaşık 4 aya yakın ders çalışmak için kaldığım bir Cemaat evi oldu benim bu süreçte. Ben bunları hem emniyete, hem savcıya anlattım. Mahkemede de söyledim. Mahkeme başkanı bana ısrarla ‘Etkin pişmanlıktan faydalanmak istiyor musun?’ diye sordu. Ben etkin pişmanlıktan faydalanmak istemediğimi söyledim. Çünkü anlattıklarımı suçlu olduğum için anlatmadım. İddianamede Cemaatin geçmişi, Zekeriya Öz vs. ve darbe ile ilgili yaklaşık 100 sayfa var. Son 1 sayfası beni ilgilendiriyor. Ben de ‘Bunları kesinlikle kabul etmiyorum’ dedim. Benim meslek hayatımda yaptığım yanlış diyebileceğim tek şey, bu mesleğe girmemi kolaylaştırması için referans bulmaktır. Çünkü o zamanlar bunun gerektiği herkesçe biliniyordu.”

O kısmı da soruyoruz, anlatıyor: “Hakimlik sınavında 312. oldum. 12 kişinin önüne geçmiş oldum. 300 kişi aldılar bizim zamanımızda. Benim mesleğe geçmemi kolaylaştıran kişi de Trabzonlu ve halen üst düzey bir görevde. Ben de Trabzon Çaykaralıyım. Yüksek de bir puanım vardı. 82 puan ile girdim ben bu mesleğe. ‘Beni eleştirebilirsiniz, kınayabilirsiniz, yanlış yaptın diyebilirsiniz. Ama ben meslek hayatımda ne talimat aldım, ne talimat verdim. En ufak bir şeyim yok. Daha yirmili yaşlarımın başlarında ailemin verdiği karardan dolayı ben burada mahkum edileceksem de edilirim’ dedim hakime. O da hiçbir şey söylemedi. Zaten karar hazırmış, kararı verdi. Benim bu yapı ile fikren iltisak içinde olduğum yazıyor hem iddianamede hem ihraç kararında. İddianamemde bu örgüt için hangi fiili işlediğim yazmıyor. Mesleğime nasıl bir yüz karalığı getirdiğim yazmıyor. O zaman ben potansiyel suçlu mu oluyorum, düşüncelerimi mi okudular. Bu kadar basit çalınmamalıydı hayallerim. Bunu kabullenemiyorum.”

‘KIRILMA NOKTAM HRANT DİNK’İN VURULMASI OLDU’

Zeynep Mercan’a 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ailesinden başka ihraç edilen olup olmadığını da soruyoruz, “Eşim ve kardeşim var” diyor. Cemaat suçlamasıyla mı? “Evet.”

Ardından okuduğumuzda merak uyandıran tweetlerini soruyoruz. Altan’lar mahkum edildiği zaman paylaştığı, “#gazeteciliksuçdeğildir bu karar da yok hükmündedir…” tweeti, Nedim Türfent, Hrant Dink ve Selahattin Demirtaş ile ilgili tweetleri ile “Eren Keskin’in sürmeleriyiz” şeklindeki tweetini.

Zeynep Mercan, “Hakimken de böyle mi düşünüyordunuz?” sorumuza ise şöyle yanıt veriyor: “Ben ülkücü bir babanın kızıyım. Ve öyle bir kütüphane ile büyüdüm. Necip Fazıl, Abdurrahim Karakoç okudum. Babam 1980 darbesi sırasında 25 yaşında bir üniversite mezunuyken Beykoz Ülkücü Teşkilatı başkanıymış. Darbe günü kaçmış 2 ay sonra yakalanmış. 1 ay da işkence görmüş ve öldü denilerek Beykoz’da bir çukura atılmış. Ve 3 yıl korkudan evden dışarı çıkamamış. Sonra hayata adapte olamamış. Şimdi de bir takım hastalıkları var. Manik Depresif gibi. Bir bakımevinde kalıyor. Emekli olmak zorunda kaldı. Ben öyle bir ailede büyüdüm. Özellikle üniversitede Kürt sorunuyla ilgili çok şey okudum. Kırılma noktam Hrant Dink’in vurulması oldu. O dönem çok fazla şey okudum. Üniversitede eylemlere katılmak istemedim. Sorunların o şekilde çözülmeyeceğini düşünüyordum. Babam 13-14 yaşındayken bizi terk etmişti. En hızlı başlayacağım şey hakimlik sınavıydı. Ona çalıştım. O bile geç oldu. Hakimken Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Daire Başkanlığında çalıştım. Hedefim 30 yaşından önce insan hakları alanında yurt dışında yüksek lisans yapmaktı. Bizim çalıştığımız dönemde AİHM savunmalarını, Anayasa Mahkemesi görüşlerini hazırlıyordu bu daire. Yargıdaki reform paketlerine dair madde çalışması yapıyorduk. Af Örgütü ile de temasım o zamanlardan başladı. Ben 17-25’i orada yaşadım. O günlerden sonra çok ciddi fişleme başladı. Oradan gönderildik. Muş’a gönderildim. Muş’ta 2 yıl infaz hakimliği yaptım. Orada da mahkumların açlık grevlerini ‘ifade özgürlüğü’ anlamında değerlendiren kararlar verdim. Bu tabii, cezaevi yönetimini de rahatsız etti. Gidip başsavcıya şikayet etmişler. Zaten listede adım olduğu söylendi.”

‘BEN ÖNCELİKLE BİREYİN HAKKINI SAVUNURUM’

Zeynep Mercan’a üniversite yıllarını da soruyoruz. Üniversitedeyken TESEV’e gittiğini anlatıyor: “TESEV’in araştırmalarını okuyordum ve orada hakim ve savcılar üzerinde yapılmış bir araştırma çıkmıştı. Hatta Mithat Sancar’ın düzenlediği bir şeydi. ‘Birey mi, devlet mi?’ diye sorulmuş. Yüzde 50’den fazlası devlete öncelik vereceğini söylemiş. Ben de o zaman ‘Kim olursa olsun ben, öncelikle bireyin hakkını savunurum’ dedim. Daha sonra, ben Muş’ta görev yaparken Tahir Elçi’yi vurdular. Yakınını kaybetmiş gibi hissettim ve avukatlara taziyelerimi bildirdim.”
Twitter’ı ihraç edildikten sonra kullanmaya başlamış. Önce mahlas kullanmış. Daha sonra “Ben neden korkuyorum ki, olduğum gibi olacağım” diyerek öyle davranmış. Gerisini şöyle anlatıyor: “Çok kişi şaşırdı tabii. Ben tüm bu sürece rağmen öğrenme sürecimden okumalarımdan kopmadım, çok okudum çok sorguladım. Bir gün insan haklarına dayanan hukuk devletine döneceğiz ve ben o günler için, ülkem için, en iyisini yapmak için hazır olacağım. “

ŞİMDİ SADECE BABASININ EMEKLİ MAAŞI VAR

Zeynep Mercan, uzun zamandır meslekten istifa etmek istediğini de söylüyor. Biz bu söyleşiyi yaparken, “Dün de Şebnem Korur Fincancı beni takip etmeye başladı Twitter’da. Çok mutlu oldum ve bununla ilgili tweet attım. Uzun zamandır takip ettiğim, okuduğum biridir” diye heyecanla ekliyor.

İhraç edilince küçük çocuğu ile birlikte Ankara’da ailesinin evinde, annesiyle kalmaya başlamış. Malulen emekli olan babasının, emekli maaşı ile geçinmeye çalıştıklarını söylüyor.

Ve ekliyor: “Kendime bir alan belirledim. Adalet Bakanlığında çalıştığım insan hakları alanı üzerinden devam ediyorum. Bunu daha da özelleştirdim. Nefret suçları, nefret söylemi ve ifade özgürlüğü, kadın hakları. Bunlarla ilgili bütün her yere katılıyorum. Şu anda da Af Örgütünde insan hakları eğitimi alıyorum. Mektup yazarak dayanışma göstermeye çalışıyorum. Cumhuriyet yazarlarına, Zaman yazarlarına. Çağdaş Hukukçulardan tutuklananlara. Hepsine mektup, kartpostal gönderdim. Kitap gönderiyorum. Bu zaten bendim. Bana, ‘Bunlardan dolayı da yargılanacaksın, seni hiçbir zaman işe almayacaklar. Sesini kes otur, çocuğun ile ilgilen’ diyen çok oluyor. Bunların hiçbirinin bende bir karşılığı yok. İlk defa olduğum gibi hissediyorum ve bunun özgürlüğünü de yaşıyorum.”

Zeynep Mercan, Türkiye’deki yargı sisteminin halini göstermek açısından yabana atılamayacak bir anısını da anlatıyor: “Ben bu mesleğe girerken Trabzonlu bir Yargıtay üyesi ile konuşmuştum. O bana ‘Siz artık AKP’nin hakim ve savcılarısınız’ demişti. Ben de ‘Niye?’ dedim. Kimin döneminde girdiysen onun hakim ve savcısı olursun, görürsün demişti.”

ZWEIG, LİVANELLİ, AYSAN

Kendisini etkileyen yazarların başında Stefan Zweig’ın geldiğini söylüyor Zeynep Mercan. Özellikle intiharının ardından bıraktığı mektuptan çok etkilenmiş. Bir de, Zülfü Livaneli’nin kitaplarını severek okuduğunu anlatıyor. Öncesinde, kendisini geliştirmek için daha çok kendi alanında, insan hakları ve hukuka dair okuyormuş. İhraç edildikten sonra edebiyata da yöneldiğini anlatıyor ve ekliyor: “Bu süreçte Behçet Aysan okudum. Onun da ‘Yarın Diye Bir Şey Var’ şiirini seviyorum.”

*Osmanlıca: Dışarı çıkarılmış, ihraç olunmuş.

Kaynak:

www.evrensel.net