Yargıçlar Sendikasına MEDEL’den RET – Yargıçlar Sendikasının Hukukla Sınavı

0
1632

Yargıçlar Sendikası tarafından MEDEL’e gözlemci ve üyelik talebiyle yapılan başvurunun 22 Haziran 2019 tarihinde Prag’da yapılan toplantı sonucunda reddedildiği kapatılan YARSAV Yönetim Kurulu üyesi ve eski Hâkim Murat DURMAZ tarafından iki hafta kadar once kişisel sosyal medya hesabından paylaşıldı.[1] Kararda özetle;

  • YARSAV’ın hâlâ MEDEL üyesi olduğu, YARSAV temsilcilerinin onayı olmadan MEDEL’e yeni üye kaydının mümkün olmadığı ve Murat Arslan’ın da bu başvuruya onay vermediği,
  • Her ne kadar 15 Temmuz darbe girisiminden sonraki donemde pekcok Yargıçlar Sendikası üyesi, yargı bağımsızlığını ihlal eden uygulamalara karşı çıkmışsa da, ihrac edilen ve tutuklanan meslektaşların haklarının aktif ve güçlü sekilde savunulması konusunda takınılan tavrın yeterli görülmediği,
  • 15 Temmuz 2016’dan bu yana ihraç edilen 5000’e yakın hâkim ve savcı yerine hükümet yanlısı binlerce hâkim ve savcının atandığı, güvenilir bilgi alınamadığı için hükümet yanlısı kişilerin Yargıçlar Sendikası’na sızıp sızmadığı konusunda herhangi bir değerlendirme yapma imkanı olmadığı,
  • Yargıçlar Sendikası’nın Hükümet yanlısı hâkim ve savcılar tarafından ele geçirilmiş olmasi halinde, böyle bir örgütün üye olarak alınması bir yana gözlemci üye olmasının dahi MEDEL’in ihrac edilen ve tutuklanan meslektaşları için sürdürdüğü mücadeleyle bağdaşmayacağı,

ifade edilerek Türkiye’deki durum normale dönmeden ve ihraç edilen tüm tutuklu hâkim ve savcılar görevlerine iade edilmeden gerek üye gerekse gözlemci olarak Türkiye’den herhangi bir yargı örgütünün MEDEL’e kabul edilmeyeceği gerekçesiyle Yargıçlar Sendikası’nın üyelik yada gözlemci olma talebi reddedilmiştir.[2]

Bu karar üzerine YARSAV’la beraber Türk yargı mensupları tarafından kurulan ikinci meslek örgütü olan Yargıçlar Sendikası hakkındaki görüşlerimi paylaşmak istedim.

16.11.2012 tarihinde kurulan ve başkanlığını Ayşe Sarısu Pehlivan, Genel sekreterlik görevini ise İbrahim Fikri Talman’ın yürüttüğü Yargıçlar Sendikası Türk yargı sistemi adına dönüm noktası olan 15 Temmuz 2016’dan bu yana maalesef hukukçu/yargıç kimliğinden ziyade politik ya da en azından konjonktürel tavırlarıyla ön plana çıkmıştır.

15 Temmuz darbe girişiminin başlangıcından birkaç saat sonra henüz darbecilerin kimliği dahi belirlenmeden 2845 hâkim ve savcı hakkında “hükümeti devirmeye teşebbüs”suçlamasiyla soruşturma başlatılıp hâkim ve savcıların Anayasa ve kanunlara aykırı şekilde evlerinden, adliyelerden–bazılarının duruşma sırasında- göz altına alınmaları, medya önünde adeta teşhir edilmeleri ve tutuklanmaları karşısında Yargıçlar Sendikası herhangi bir tepki vermediği gibi yüzlerce meslektaşının hücrede tutulmasına, tedavi edilmediği için cezaevinde vefat eden ya da ağır hastalığa maruz kalan meslektaşların çığlıklarına gözlerini ve kulaklarını kapatmışlardır. Dahada kötüsü Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu gibi hükümeti destekleyen bir tavır içerisine girerek (bazı saygın üyelerin çok kıymetli kişisel eleştirileri hariç), bütün dünyanın tepkisini çeken haksız ve toplu tutuklama, işkence, kötü muamele gibi yaygın ve sistematik ihlallere karşı duyarsız kalmışlardır. Öyle ki, bırakın 5000 yargı mensubunu; kendi üyelerinin gözaltına alınıp tutuklanması ve ihraç edilmesiyle ilgili olarak bile herhangi bir eleştiri ya da açıklamalarına rastlamadım.

Avrupalı yargı örgütleri Türkiye’deki meslektaşlarıyla dayanışma adına yardım kampanyaları düzenleyip tutuklu hakim ve savcıların ailelerine destek olmaya çalışırken soruşturmaya maruz kaldığı bir dönemde bırakın yardımlaşmayı, özel sektörde dahi çalışmaları engellenen meslektaşları için herhangibir çaba sarfetmemiştir.

Uluslararası yargı örgütlerinin, AB’nin bütün yetkili organlarının Türk yargısının tamamen tek adamın kontrolüne girdiği, yargı bağımsızlığının ortadan kalktığı şeklindeki resmi uyarı ve eleştrileri ve hatta son olarak AİHM’in Alparslan Altan dosyasında verdiği ihlal kararı dahi Yargıçlar Sendikası’nın duruşunu değiştirmeye yetmemiş, herhangi bir açıklama yapma ya da tavır belirleme ihtiyacı hissetmemiştir.

İhraç edilen yargı mensuplarının açtıkları davalar üç yıla yakın Danıştayda bekletilip, anayasal şikayet başvuruları Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmeden reddedilirken Yargıçlar Sendikası bütün bu hak ihllalerine karşı duyarsız ve sessiz kalmayı tercih etmiş; sadece bazı üyelerinin haksız şekilde bir şehirden başka şehre tayin edilmelerini eleştiri konusu yapmıştır.

Öte yandan tıpkı Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioglu’nun yaptığı gibi, duruşmaları izlemek için gelen yabancı heyetlerle görüşen Yargıçlar Sendikası üyelerinin toplantılarda hükümetin eylemlerine destek verdikleri, yargılanan meslektaşları hakkında Hükümetin tezlerini kullanarak kişisellikten uzak, duyuma dayalı, genel ve suçlayıcı ifadeler kullandıkları da bazı katılımcılar tarafından aktarılmıştır.

Avrupalı yargı örgütlerinin adil yargılanma hakkı ve yargının bağımsızlığı adına gösterdikleri mücadeleye en ufak katkısı olmayan, bunun tam aksine Hükümetin icraatlarını savunma rolüne girmiş Yargıçlar Sendikası’nın MEDEL’e üyelik ve gözlemci üyelik başvurusu yapmasındaki amaç acaba haksız şekilde kapatılan Yarsav’ın yürüttüğü mücadeleyi devam ettirmek miydi yoksa şimdilerde kuruluş yıldönümünü kutladıkları YARSAV’dan boşaldığını düşündükleri koltuğa konmak mıydı? Bu sorunun cevabını bilememekle beraber MEDEL’in cevabının hepimiz için yeniden düşünmeye vesile olmasını temenni ediyorum.

Yargıçlar Sendikası sadece kendi üyelerinin haklarını korumaya çalışan küçük, politik önceliklerine göre faaliyet gösteren bir sendika olarak devam etmek isterse bu şüphesiz kendilerinin bileceği bir konudur. Ancak gerçek bir yargı örgütü olarak gerek ülke içinde gerek ülke dışında saygın bir sendika olarak kabul görmek istiyorlarsa en az yabancı meslek örgütlerinin sahip çıktığı kadar hukuk devleti, anayasal demokrasi, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, yargıçlık güvencesi, adil yargılanma hakkına sahip çıkıp mücadele etmeli, ülkemizin son yıllarda yaşadığı sorunlar başta olmak üzere mesleğin ve meslektaşların içinde bulunduğu sıkıntılara karşı tavrını netleştirmeli ve elini taşın altına koymalıdır.

Hiç şüphesiz Türkiye’de yargının sorunları 15 Temmuz’da başlamadığı gibi hiç bir zaman da tamamen sona erecek değildir. Ne var ki, bir dönüm noktası olarak kabul edilen 15 Temmuz hadisesi sonrasında 5000 yargı mensubunun maruz kaldığı toplu ihraç, gözaltı, tutukluluk ve daha onlarca hak ihlali karşısında hukuktan yana tavır koymadan saygı ve saygınlık beklemek beyhude oldugu gibi Türk yargısının ve mağdur yargı mensuplarının sorunlarının çözümü için çaba sarfeden Avrupalı hukukçuların emeklerini hafife almaktır.

Bir hukuk devletinde yargı mensupları ve Devlet yöneticileri de dahil hiç kimse hukukun üstünde değildir ve suç işleyen herkes bağımsız mahkemeler önünde hesap vermelidir. Ancak bunu yaparken anayasa ve yasalarda öngörülen usul kuralları ve adil yargılanma hakkı gibi temel ilkelerden de taviz verilmemesi gerekir. Zor zamanlarda hukuk devletine en çok sahip çıkması gerekenler ise hiç şüphesiz yargı erkinin içinde yer alan ve gücünü halktan aldığı kabul edilen yargı mensuplarıdır.

Freejudges Platformu olarak Türkiye’nin, ihtiyacı olan anayasal çoğulculuğu benimsemiş parlamenter demokrasiye bir an evvel geri dönmesi, yargının da aynı ilkeler çerçevesinde siyasal iktidar dahil herhangi bir grup tarafından kontrol edilemeyecek şekilde yargı mensuplarının temsilcileri tarafından yönetilmesi gerektiğine inancımızı tekrarlamak ve bu konuda yapılacak çalışmalara her türlü katkıyı vermeye hazır olduğumuzu belirtmek isterim.

Kutlan Menderes Elmas

[1] https://twitter.com/muratdurmaz101.

[2] MEDEL kararının tam metni için bkz: https://www.freejudges.eu/tr.