15 Temmuz sonrası tutuklanan Yargıtay üyesi Hüsamettin Uğur, cezaevi hücresinde önümüzdeki Temmuz ayında tutukluluğunun 3. yılını dolduracak.
Hüsamettin Uğur, 15 Temmuz’dan çok önce iktidarın yargı mensuplarını tasfiye ederek kadrolaşmak amacıyla hazırlattığı listelerde ismi bulunan yüzlerce Yargıtay üyesinden birisi. İktidarın 2014 yılında kendisine yakın isimleri HSK üyesi seçtirmesiyle birlikte hızlanan iktidara bağımlı yargı oluşturma çabalarına şiddetle karşı çıkan, Yargıtay binası önünde kamuoyuna açıklamalar yapan (1), sosyal medya hesaplarında hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını ısrarla savunan Uğur, 15 Temmuz öncesinde iktidarın hedefindeki yüksek yargıçlar arasındaydı (2).
“Vergi Suçları” isimli kitabın yazarı olan ve alanında Türkiye’nin en seçkin hukukçularından birisi olarak gösterilen yüksek yargıç Hüsamettin Uğur’un kızı Nalan Dilara Uğur, 15 Temmuz sonrasında babasının yaşadıklarını twitter hesabından duyurdu: Uğur, Yargıtay üyeleri hakkında soruşturma yapılmasına dair kanun hükümlerine aykırı olarak, yüzlerce Yargıtay ve Danıştay üyesi ile birlikte 16 Temmuz sabahı gözaltına alındı. Gözaltındayken 35 saat su ve yemek verilmedi. Toplam 4 gün sonra gözaltından çıkarılarak, elleri kelepçeli bir şekilde adliye koridorlarında bekletildi. Diğer Yargıtay üyeleriyle birlikte, geceyi adliye mescidinde, elleri kelepçeli olarak geçirdi. Tüm Yargıtay üyeleri adliye mescidinde ancak birbirlerinin sırtlarına yaslanarak uyuyabildiler.
Daha sonra tutuklanarak Sincan Cezaevi’ne götürüldüler. Burada 8 kişilik koğuşlara, 30’ar kişi şeklinde yerleştirildiler. Yeterli yatak olmadığı için, ancak dönüşümlü olarak uyuyabildiler. 9 Ekim 2016’da kendilerine ve ailelerine önceden herhangi bir bilgi verilmeksizin, tüm Yargıtay üyeleri Keskin’de yeni yapılan, henüz inşaat kalıntıları dahi temizlenmemiş cezaevine götürüldüler ve burada ayrı ayrı hücrelere yerleştirildiler. Bugün hala tüm Yargıtay üyeleri bu hücrelerde tutulmaya devam edilmektedir.
Keskin Cezaevi’nde ilk iki gün su verilmedi, ilk bir hafta avluya dahi çıkarılmadılar. Daha sonra da su kesintileri devam etti. Sıcak su ise, haftada sadece 1 saat verildi. Soğuk havalarda kalorifer yakılmadı. Nevresimleri değiştirilmedi ve yıkanmadı. Diğer tutuklulara haftada bir futbol oynama, sinema ve tiyatro aktiviteleri düzenlenirken, Yargıtay üyeleri her türlü sosyal ve kültürel aktiviteden mahrum bırakıldılar. 6 ay kitap yasağı uygulandı. 6 ay sonra ise, ayda toplam sadece 3 kitap okumalarına izin verildi.
Uzun süre hakim karşısına çıkarılmayan Uğur, yaklaşık 17 ay sonra duruşmada ilk savunmasını yapabildi. Ancak ilerleyen duruşmalarda mikrofonu sık sık kapatılarak eksiksiz savunma yapmasına dahi izin verilmeyen Uğur hakkında, 28 Şubat 2009’da “terör örgütü üyesi olma” suçlamasıyla 10 yıl 6 ay hapis cezası verildi. (3)
Uğur’un duruşmada mahkeme heyetine hitaben söylediği şu son sözleri, adeta herşeyin özeti mahiyetinde: Ey iddia ve hüküm makamındaki zatlar, biz bedeli ne olursa olsun, kendimizi kullandırmadık. Bu yüzden 1 gecede terörist ilan edilip meslekten atıldık, tutuklandık. Ama aklımız hür, vicdanımız hür bir şekilde şerefimizle yaşıyoruz. Bizden sonra siyasi emelleri uğruna sizleri seçtiler. Ben yorum yapmıyorum. Sizin hakkınızdaki hükmü Türk milleti ve tarih versin. (4)
Kaynaklar:
1- https://twitter.com/hugur23
